(köşkler , saraylar , bahçeler inşa ve imali gibi israfat nevinden sarfiyat…)
İNGİLERE’NİN İSTANBUL SEFİRİ SİR HENRY ELLİOT’UN KALEMİNDEN
SULTAN ABDÜLAZİZ’İN SON DÖNEMİ
Sene 1870’ler İngiltere’nin İstanbul Sefiri Sir Henry Elliot gözlemlerini anlatıyor (metin sadeleştirilmiştir) :
“ … Ali ve Fuat Paşa’ların vefatından sonra Mahmut Nedim Paşa sadrazam nasbolundu. Mahmut Nedim tamam Abdülaziz’in istediği sadrazam olduğundan bu tercih büyük bir başarı idi. Mahmut Nedim’in maksadı devlet ve milletin iyiliğini ve çıkarını gözetmek olmayıp tam tersine sadece iktidarda kalmaktan ibaretti. Kendi bunun gerçekleşebilmesi için hiçbir arzusuna muhalefet etmemeye , verilen talimatlarn yerine getirilmesinde hiçbir şekilde zorluk çıkarmamaya dikkat ve özen göstererek , Abdülaziz’in sempatisini kazanmış bundan başka Abdülaziz üzerinde nüfuzu olanlar tarafından istenilen hadsiz , hesapsız paraların hemen ödenmesine ve bunların akraba ve yakınlarının önemli memuriyetlere atanmalarına güler yüzle rıza göstererek onların desteklerini kazanmıştı.
Bu yeni usule göre her türlü memuriyet , gerek küçük olsun , gerek büyük , padişahın haremi veya özel kalemi aracılığı ile satın alınıp memurların yer değiştirmelerinde dahi saray haşeratına “ hediye “ vermek adet hükmünü almış olduğundan ; valiler , mutasarrıflar , defterdarlar bir mahalden diğer tarafa yer değiştirilerek zaten bunların ekserisi alçak ve rüşvetçi takımından olduklarından dolayı bu memuriyetleri elde etmek uğrunda vermiş oldukları rüşveti kat kat kazanmak için ahalinin mal ve mülkünü zulüm ve cebir ile yağma ederek Osmanlı vilayetlerini harap ve perişan etmeyi bir kat daha çabuklaştırmışlardı.
Köşkler , saraylar , bahçeler inşa ve imali gibi israfat cinsinden sarfiyat için sayısız ve sürekli talep olunan milyonlarca liralar devlet hazinesini bitap bıraktığından devlet memurlarının maaşlarını değil , hükumetin çalıştırdığı işçilerin yevmiyelerini bile vermek mümkün olamayıp anların çoluk ve çocukları ihtiyaç ve fakirlik içinde kalarak alacaklarının verilmesi için velvele ve feryada başlamışlar ve işbu toplu şikayetler ve gerekler bir takım ahali arasında en sonunda reform talep eden büyük bir zümrenin ortaya çıkmasına sebebiyet vermişti…..”
….. “(Mithat Paşa) memuriyetini bir tarafa atarak bir daha devlet hizmetinde bulunmayacağını beyan eyledi ve bu kadarla da yetinmeyip mevcut su-i istimalleri tekrar tadat ederek “ gayet ölümcül bir uçuruma doğru yaklaşmakta olduğunu “ Abdülaziz’e ihtar etti. Ve böylece padişahın kendisine duyduğu kırgınlığın artmasına sebep oldu….
…. “ Mithat Paşa bizzat bana gelip bu konudaki düşüncelerini sayıp döktü ve ülkenin harap ve tükenmekte olduğunu , yolsuzluk ve rüşvetin emsali görülmemiş dereceye vardığını , bir taraftan devlet memurları ve halk aç ve bi-ilaç bir halde iken öbür tarafta hünkarın zevk ve safası için milyonlarca liraların harcanmakta olduğunu , memuriyetleri satın alan valiler , mutasarrıflar ve sair memurlar tarafından halkın mal ve mülkü gasp ve yağma edilip her vilayetin hali acınacak bir derecede bulunduğunu ve memleketin kurtulması için hükumet idaresini değiştirmekten başka bir çare olmadığını beyan ederek evvela bakanlar kurulunu ve özellikle Maliye Bakanlığı’nı bir milli meclise karşı sorumlu tutarak bu şekilde padişahın elinde toplanan güçlerin sınırlanması gerektiğini söyledi…. “
…” “ Anayasa “ ve “ Mebuslar Meclisi “ sözleri her kesin ağzındadır. İstanbul ahalisinin en akıllısı ve en bilgilisi olan softalar müslümanların ve hıristiyanların destek ve yardımını kazandıklarından haberdar olup devlet işlerini ve milletin idaresini “ Mebuslar Meclisi “ gibi faydası açık olan bir usule bağlamadıkça rahat durmayacaklardır…. “
…” Vakıa Abdülaziz biraderinin çocuklarını kapayıp hapis altına almış ise de serbestlik taraftarlarının önde gelenleri Murat Efendi ile bağlantıya geçip cülus eder etmez (tahta geçer geçmez) şahsi yönetim yerine anayasal yönetimi kabul edeceğine dair Murat’tan söz almışlardı…”
(devam edecek)
KAYNAK : Sir Henry Elliot , İntihar mı İmate mi ? veya Vak’a-i Sultan Aziz
Bu makale Londra’da “19.Asır” (Ninteenth Century) adlı dergide yayınlanmış , ardından yine Londra’da Türkçe olarak çıkarılmakta olan “ Hürriyet ” Gazetesi tarafından alıntılanmış ve daha sonra İstanbul’da bir risale (küçük kitapçık) halinde basılmıştır.


0 Yorum