(köşkler , saraylar , bahçeler inşa ve imali gibi israfat nevinden sarfiyat…)
İNGİLERE’NİN İSTANBUL SEFİRİ SİR HENRY ELLİOT’UN KALEMİNDEN
SULTAN ABDÜLAZİZ’İN SON DÖNEMİ IV
(Bölüm III’den devam)
… “ Bunun ertesi günü (Mütercim Mehmet Rüştü Paşa’nın Sir Henry Elliot’u ziyaret ettiği günü takiben. Bkz Bölüm III sonu) Abdülhamit İngiltere Sefaretinin yardımını almak ve devlet işlerine dair düşüncelerinden beni haberdar eylemek üzere hizmetinde bulunan ve kendisinin güvenini kazanmış bir İngiliz’i [i] tarafıma göndererek en baştaki amacı İngiltere devletinin aracılığına ve öğütlerine uygun bir yol seçmek olduğunu, İngiltere’de basılan mavi kitapları tercüme ettirip büyük bir dikkatle incelediğini İngiltere ve Osmanlı devleti arasında mevcut dostluğun Bulgaristan’da meydana gelen olaylardan dolayı zarar görmesine şaşırmayıp parlamentoda Türk’lere karşı sarfedilen ağır sözlerin bile haklı olduğunu itiraf eylediğini [ii], devlet idaresi eline geçtiğinde yolsuzlukların önüne geçmeye gayret ederek mevcut hırsızlıkların önünü alacağına, halkı ve basını hür bırakarak gerek siyasete dair ve gerek her türlü bilim ve fenne dair faaliyetlere izin vereceğine, netice olarak halkın idaresinde takip edeceği yöntemin kapsamlı ve özgürlükçü olacağına dair adı geçen İngiliz aracılığı ile söz vermişti…”
… “ İlk görünüşte Abdülhamid’in söyledikleri istenilen düzeydeydi. Ancak söze güvenilemeyeceğini sezdiğimden izleyeceği politikanın aslını az çok anlayabilmek üzere kendisinin ahlakına dair gönderdiği İngiliz’den bazı şeyler sorup cevabında doğal olarak efendisinin zeka ve kabiliyetini olağan üstü överek : “ Bakanlar kurulunun etkisi altında kalmamak niyet ve kararında olup görevde bulunanları dahi mümkün olduğu anda def eylemeye hevesli olduğunu “ beyan etmişti ki bu durum Abdülhamid’in bakanlar kuruluna karşı olduğunu ve şahsi yönetimiyle ülkeyi idare etmeğe meyilli olduğunu, ima eylediği kadarıyla hükümdarın gücünü sınırlayacak veya azaltacak şekilde kurulacak bir Mebuslar Meclisi’nin kendisine kabul ettirilmesinin zor olacağını iyice anladım…”
… “ Ağustos’un 31nci günü Abdülhamid Osmanlı tahtına çıkıp altı hafta sonra ahalinin gittikçe artmakta olan sabırsızlığı, Osmanlı ülkesinin her tarafında ıslahat yapılacağı hakkında bildirinin yayınlanmasıyla yatıştırılmış ise de işbu ıslahat eylemlerini gerçekleştirecek olan ve kabul edilmesi amaçlanan “ Anayasa “ ortada yoktu. Yukarıda anılan bildirinin içeriği “ Mebuslar Meclisi “ ve bir “ Meclis-i Has – Senato- “ kurularak vergi ve gelir ve giderlerin anılan meclislerin denetimine bırakmak, illeri idare usullerini yeniden düzenleyerek halkın seçme ve seçilme haklarını genişletmek ve Vilayat Nizamnamesinin (İller Yönetmeliği) gerektiği şekilde yürütülmesini sağlamak, ve daha benzer serbestlik önlemlerinden ibaretti. İşbu bildiri Ağustos’un 12 nci günü yayınlanmış ise de sarayda uğramış olduğu zorluklardan dolayı hayli zamandan beri dört gözle beklenilen “ Hürriyet Beratı “ ta Ocak ayının 25nci gününe kadar resmen açıklanmamıştı. O zaman bile Türk’lerin özgürlüklerini sağlayan işbu beratın içerdiği bazı önemli maddeler değiştirilerek, Mithat Paşa’nın muhafaza edilmesine çok önem verdiği bir madde ise bütün bütün ortadan kaldırılmıştı. İşbu madde padişahın ilk anda “ falanı sürdüm “ demesiyle yeterlik ve yetkinliği sağlanmış bir kurulun kararı alınmaksızın Osmanlı tebasına sahip hiçbir kimsenin sürgüne gönderilmesinin mümkün olmadığını düzenlediğinden önem derecesi kolaylıkla anlaşılır.
Ocak ayının 25nci günü “ Anayasa “ ilan olunur olunmaz, yabancı devletler tarafından yapılması talep olunan ıslahatı içerdiğinden, o zaman İstanbul’da toplanan konferansa resmen tebliğ olunmasını Mithat Paşa önermişti. Eğer paşanın işbu önerisi kabul edilmiş olsaydı, büyük devletler, bundan anayasanın içerdiği şartların geçerli tutulacağına dair uluslararası anlaşmaya benzer bir yükümlülük çıkararak işbu şartların yerine getirilmesini talep etmeye hak kazanmış olacağından, Abdülhamid anayasanın hükmünü kaldırıp iptal etmeye cesaret edemezdi veya cesaret ettiği halde bile bir taraftan büyük devletler , diğer taraftan halk Abdühamid’in bu yükümlülüğünü yerine getirtinceye kadar rahat durmazdı. Fakat ne çare ki Mithat Paşa’nın teklifini konferans kabul eylemedi. Eğer anılan konferansa katılan kişiler ıslahatçılar tarafından yapılan planın ciddi olup işbu planı gerçekleştirmeye çalışanların iyi niyetli her türlü düşmanlık ve bağlantılardan uzak olduklarını bilmiş olsaydılar başka şekilde hareket ederek ıslahat taraftarlarına yardım yardım edeceklerine şüphe yok ise de, bu kişilerin bir çoğu İstanbul’a gelmeden evvel hükumet merkezinde olan bitenden haberdar olmadıklarından anayasayı ilandan maksat; büyük devletlerin taleplerini reddetmek için bab-ı alice bir bahane aramak olduğunu zannederek, bu anayasa ilanının taşıdığı önemli çıkarları görmezden gelip ayıp ve noksanını insafsız bir şeklide kınayıp kötülemekle beraber, Mithat Paşa’dan kendini gözetmesine dair hünkarın kulağına dahi sözler yetiştirerek, memleketlerini esaretten kurtarmağa çalışan ıslahat taraftarlarının emek ve gayretlerini devre dışı bırakmak hususunda ellerinden geleni esirgememişlerdi…”
…” İstanbul’da ilk defa toplanan işbu ulusal meclisin durum ve işlemleri son derece parlak ve umulmadık şekilde etkili olup azaların davranış biçimleri milletin idaresi hakkında fikir ve etkinlikleri sözde kalmayıp etkili kararlılıklarını gösteriyordu. İşbu milleti temsil eden kurul aralarında her hangi bir düşmanlık olmayan sarıklı mollalar ve hıristiyan halkın hukukunu korumak üzere seçilen papazlar , memleketlerinin ıslahı konusunda aynı derecede hevesliydiler. Hükumetin uygulamaları hakkında serbestçe konuşup tartışarak ve vilayetlerde yaygın yolsuzlukları korkusuzca ortaya çıkararak hükumet tarafından para talep edildiğinde, bunun gereksiz veya gereğinden fazla olduğunu anladıkları zaman geri çevirerek uyguladıkları yöntem övülmeye değerdi. Bunun burasını Türk’lerin ahlak ve tavırlarını tanımadıklarından “ Mebuslar Meclisi “ ni kurmağa kalkıştıklarında gülüp işbu meclisin doğrudan hükumete bağlı olacağını ve hükumet tarafından teklif olunan her türlü maddeleri ayrıcalıksız onaylayarak kabul eyleyeceğini düşünen kişiler bile kabul ve itiraf ederek meclis üyeleri tarafından gösterilen dik duruşu takdir etmişlerdi…”
…” Yenilik taraftarlarının vatan uğrunda gösterdiği gayret ve özveri , avrupanın yardımını kazanmış olsaydı, onların ne derece başarılı olacaklarını kestirmek olanaksız olup, fakat eğer Türkiye’nin bu yaygın kötü halinin düzeltilmesi mümkün ise bunun padişah ve saray takımı ve memurlar üzerine – Mithat Paşa tarafından teklif olunduğu şekilde – bir kontrol kurulabilmesi sonucunda gerçekleşebileceğinden şüphe yoktu…”
…” Bağımsız hükumet sistemi içinde idare olunan bir devletin hükümdarının sahip olduğu gücünü kolaylıkla terk etmediği tarih hakkında bilgisi olanlarca yakından bilinmektedir. Türk’lerin ve özellikle softaların , en büyük hatası mukavemete sahip çıkıp devam etmeyerek “Mebuslar Meclisi “ ni kapatmak konusunda Abdülhamid’e direnmemeleriydi. Avrupanın kayıtsızlığını görerek ve halkın gevşekliğini hissederek Abdülhamid yenilik taraftarlarını reislerinden mahrum etmeye cesaret edip, kabul ettiği koşulları tanımamaktan kendini engelleyecek adamı uzaklaştırdı. Mithat Paşa’nın nasıl sürgünde öldüğü, zulüm ve cebir ile hükumet ederek mebuslar meclisinin kontrolünden Abdülhamid’in nasıl kurtulduğu, akla uygun bir yönetime sahip olmak yolundaki ümitlerin nasıl berhava olduğu ve nasıl Türkiye’nin geçmişte görülmemiş bir derecede baskıcı bir idareye yöneldiği herkesin bildiği bir şey olup bunlardan söz açmanın bir anlamı yoktur. Yalnız şurasını ilave edeyim ki Osmanlılar için bir kurtuluş yolu varsa, o da el birliğiyle gayret ederek Mithat Paşa’nın elde ettiği “ Mebuslar Meclis “ ni yeniden kurdurmaktır. Birlikte hareket etmeye padişahlar dayanamazlar…”
Sir Henry Elliot
[i] Adı geçen Thomson adında İstanbul’da yaşayan bir İngiliz vatandaşıdır. Tarabya’da Abdülhamid’n yazlık komşusudur ve aralarında bir dostluk mevcuttur. Abdülhamit hem İngiltere ile ilgili , hem de Avrupa hakkında bilgileri bu şahıstan almaktadır. Hatta mavi kitapların bu şahıs aracılığı ile çevirilerini yaptırıp okumaktadır. Bu konu ile ilgili olarak bakınız: Joan HASLIP , II . ABDÜLHAMİD , Fener Yayınları 1998 İstanbul. S. 88 v.d.
[ii] O sırada İngiltere parlamentosunda liberalist muhalefet lideri olan Gladstone, büyük bit Osmanlı ve Türk karşıtıydı. Sürekli olarak Türk’ler aleyhinde söylemlerde bulunması ile ünlüdür. Hatta Abdülhamid tahta çıktığı gün bir kitapçık yayınlayarak : “Türk’lerin büyük bir insanlık ve medeniyet düşmanı olduğunu, onların bütün silah ve ağırlıkları ile birlikte Avrupa dışına sürülmeleri gerektiğini” yazıyordu. Burada Abdülhamid’in değindiği bu konuşmalardır. Joan HASLİP a.g.e. s.106.
AÇIKLAMALAR
Sultan Aziz’in tahttan indirilmesi ve ölümünü ele alan ve bu aradaki siyasi olayların kısa bir analizini yapan bu kitap özeti, burada sona eriyor. Bu diziyi, yine bu sitede mevcut olan Abdülhamid’in notları ile karşılaştırmak gerekir. Bu notları Abdülhamid büyük bir olasılıkla Beylerbeyi sarayındaki ikameti sırasında yazdırmıştı. Onun da amacı Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden başlayıp, Mithat Paşa’nın ölümüne kadar giden olaylar zincirinde kendisinin haklı olduğunu göstermektir.
Bu olaylar hiç şüphesiz son dönem Osmanlı tarihinin en önemli olaylarındandır. Bu konuya ilişkin her şey, yargı safahatı dahil, Ord. Prof. Dr. İ. Hakkı UZUNÇARŞILI tarafından incelenmiş ve bütün belgeleri ile birlikte yayınlanmıştır. Merakı olan okuyucuların bunları okuması tavsiye olunur.
Osmanlı hanedanının, bu gibi hanedana karşı işlenmiş olduğunu düşündükleri suçları unutmamak ve ele geçen ilk fırsatta intikamını almak geleneği vardır. Hele Abdülhamid gibi son derece zeki ve hesapçı bir padişah; bu geleneği, kendisi için en uygun şekilde bitirmiştir. Hem Mithat Paşa’dan kurtulmuştur, çünkü paşa yaşasaydı meşrutiyet fikrinin takipçisi olmağa devam edecekti ve büyük rahatsızlık verecekti, hem de meclis kapatılmış, anayasa askıya alınmıştır. Bu çekişmenin mutlak galibi kendisidir.
Bu arada eserdeki bazı ayrıntılara okuyucunun dikkatini çekmek gerekiyor; devlet idaresinin özellikle İngiliz, Rus, ve Fransız sefaretleri ile içiçe olması ve adeta bu sefaretlerin bilgisi dışında, hatta bazan izinsiz bir işe teşebbüs edilmemesi açık bir şekilde görülüyor. Ayrıca ilerleyen dönemlerde işlere karışanlar listesine Almanya ve Avusturya sefaretleri de eklenecektir.
Abdülhamid’in tahta geçmeden evvel kendisini temsilen Sir Henry Eliot’a gönderdiği İngiliz vatandaşı Mr. Thomson tarafından, görüşme esnasında sefire dile getirdiği : “ …Parlamentoda Türk’lere karşı söylenen kötü sözlerin haklı olduğu… “ bölümü politikanın ne derece karışık, bazan da rahatsızlık veren bir iş olduğunu göstermektedir.
Sir Henry Eliot’un yine Londra’da Türkçe yayınlanan Hürriyet Gazetesinde çıkmış olan başka yazıları da vardır. Bunlar da ileride bu sitede yer alacaktır.


0 Yorum