Ana sayfa » GİRİT ADASININ ELDEN ÇIKMASI I

GİRİT ADASININ ELDEN ÇIKMASI I

Nisan 13, 2023

m

Yunanlılar; Girit, sanki Girit değilmiş, Pire imiş gibi, askerlerini karaya çıkardılar.

GİRİT  ADASININ  ELDEN  ÇIKMASI  I

Bu sitede daha önceleri Girit meselesi ile ilgili konuları ele alan iki yazı çıktı.

Her ikisinde de Girit meselesinin Osmanlı – Yunan savaşı ile bağlantısı açıklandı. Savaş Osmanlı ordularının tartışılmayacak boyutta büyük bir zaferi ile sonuçlandı.

İşte ne olduysa ondan sonra oldu !

Önce Abdülhamit, çeşitli yollarla Rus çarını devreye soktu. Bu şekilde bir mütareke veya barış anlaşması temini yollarını aradı.

Diğer taraftan İngiltere, Fransa, İtalya ve Avusturya-Macaristan işin içine dahil oldular ve barış görüşmeleri başladı.

Uzun süre bu barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmadı.

Savaşın üzerinden yaklaşık beş ay geçtikten sonra, Girit adasındaki durumu anlatan bir yazıyı, Hürriyet Gazetesinin Londra baskısının 1 Eylül.1897 tarihi nüshasından sadeleştirilmiş olarak aynen buraya aktarıyoruz :

GİRİT  KİMİNDİR ?

Girit adasının nerede ve hangi hükümdara ait olduğunu bilmek için yabancıların yazdıkları saltanat-ı Osmaniye tarihi okunur veya coğrafya kitapları incelenirse; anlaşılır ki, bu ada 200 seneden beri Osmanlı devletinin mülkünün bir parçasıdır. Lakin şu kitapları bir tarafa bırakıp da Girit’e giderseniz, bütün bu kitapların yazdıklarının tamamen yanlış olduğunu derhal anlarsınız. Zira görürsünüz ki, bu ada avrupanın altı büyük devletine (düvel-i muazzama-i sitteye) ait; esas ve gerçek sahibinden başka her devlete tabi bir adadır.

Limanlarında büyük devletlerin harp gemilerini ve adanın içinde de askerlerini görürüsünüz. Yalnız göremeyeceğiniz bir şey var ise, o da Osmanlı devletinin  sancağını taşıyan bir savaş gemisidir. Geçen Hürriyet’te yazdığımız üzere zat-ı şahane son dönemde Girit adasına birkaç savaş gemisi göndermek istediğinde İstanbul’daki yabancı sefirler bab-ı aliye gidip Osmanlı gemilerinin Girit limanlarına gönderilmesini mensup oldukları devletlerin onaylamadığını beyan ettiler ve Girit limanlarında bulunan yabancı donanmalarının amiralleri dahi, eğer Osmanlı harp gemileri gelecek olur ise, limana girişlerine engel olunacağını Cevat Paşa’ya bildirdiler.

Düşününüz ki, bu Osmanlı donanması hasım bir devletin adasına hücum etmek içün gidiyordu. Bundan başka Girit islamlarının silahları dahi toplatıldı. Her ne zaman bir arbede çıkıp müslümanlar düşmanları olan Rum ahaliye karşı kendilerini savunmak isteseler ve hukuki işlemlere başlasalar, mahkeme huzuruna çıkarılmak yerine  büyük devletler amiralleri tarafından adaya bir daha geri dönmemek üzere kendi gemileriyle Osmanlı devletinin başka bölgelerine sürülerek uzaklaştırılıyorlar. Bu acayip adada halen ne mahkeme, ne hakim, ne kanun, ne de hükumet vardır. Ahali balık gibi yaşıyorlar. Büyükleri küçükleri yutuyor. Küçük balıklar ise islam ahalisidir. Adanın bu karma karışık ihtilal haline gelmesine bab-ı alinin öteden beri oraya gönderdiği memurların kötü idare ve tavırları, bununla beraber Yunan hükumetinin hileleri ve Rum ahalisinin adada devam edegelen bölücü eylemleri ve bab-ı alinin ihmal ve müsamahası sebep olmuştur.

Girit’e donanma sevk edilmemesinden dolayı her kes bahriye nazırını suçlayıp kötülüyorlar. İnanıyoruz ki bu konuda tek sorumlu bahriye nazırı olmayıp, bütün bakanlar dahi mesuldüler. Mevcut bakanlar  donanmamızın sevk edilemeyecek bir halde olduğunu ve devletin bahriyeye ayırdığı maddi kaynakların bir kısmını Hasan Paşa’nın [i] kendisine ayırdığını pek ala biliyorlarken, neden susmayı tercih ediyorlar ? Hasan Paşa’ya benzemeyen hiçbir namuslu bakan böyle bir kabinede kalamaz. Bakanlar gözlerini kapayarak, kulaklarını tıkayarak Hasan Paşa’yı refakatlerinde bulundurmalarıyla onun yolsuzluklarına açıktan açığa iştirak ediyorlar. Zira eğer Girit limanında birkaç tane savaş gemisi bulunmuş olsaydı, Girit meselesi meydana gelmez ve binlerce müslüman boğazlanıp öldürülmezdi.

*

*        *

Girit Müslümanlarının en mühim bir devresinde; miralay Vasos birkaç bin nefer düzenli asker ve top ve savaş malzemeleriyle bu adaya gidip, adaya girişlerine karşı koyacak Osmanlı savaş gemilerini görmediğinden, sanki Girit, Girit değil de  Pire imiş gibi, askerini büyük bir kolaylıkla karaya çıkardı. Gerçekten Yunanlılar kendi memleketlerine girercesine adaya girdiler. Biz bu yönüyle Yunanlılara söyleyecek söz bulamıyoruz.  Zira ne zaman bir hırsız kapıyı açık bularak bir haneye girer ve kendisini engelleyecek bir kimseye tesadüf etmez ise, bulduğu eşyayı almak için kendinde bir hak hisseder.

Yunan askeri Girit’e geldiklerinde bizim donanmamız nerede idi ? İstanbul tersanesinde uyuyorlardı. Yunan askeri Girit’i işgal ettikten sonra bab-ı ali adayı muhafaza etmek üzere adi ve köhne bir gemi ile bir miktar asker gönderdi. Fakat Yunanlılar Osmanlı askeriyesinin karaya çıkmasını engellemek için o köhne gemi üzerine top atmak küstahlığında dahi bulundular ve bu esnada İstanbul’daki Yunan sefiri Yıldız’da bulunan dostlarını sık sık ziyarete devam etmekte ve Atina’daki saygıdeğer sefirimiz dahi Yunan kralıyla yemek yiyip şampanya içmekte idi. Hiçbir hükumet böyle bir kepazeliği kabul etmez. Ve hemen Atina’daki sefirini geri çağırarak Yunan ile siyasi ilişkisini keserdi. Fakat bab-ı ali bunu yapmağa lüzum görmedi.

Okuyucularımız Girit’in geçmişinden ve şimdiki durumundan haberdardırlar ve şüphesiz geleceğini dahi bilmek isterler. İngiltere’nin şimdi adada iki bin nefer askeri mevcut ve beş yüz nefer daha göndermek üzeredir. Halbuki başka devletlerin yani Fransa, Almanya, Avusturya – Macaristan, Rusya ve İtalya’nın  toplam iki bin beş yüz askeri vardır.

Girit sularında bulunan İngiliz harp gemilerinin miktarı dahi diğer devletlerin gemilerinin toplamından fazladır. Bu durumda İngiltere hükumetinin diğer devletlerden çok daha fazla Girit adasına bir önem verdiği anlaşılıyor. İngiliz  siyasetçileri bu gün keşfediyorlar ki, bu ada Hindistan yolunun üzerindedir ve hatta Kıbrıs adasından daha çok önemli bir durumdadır. Bütün bu özellikler gösteriyor ki, Girit meselesi sonuçlanmadı, hatta daha yeni başlıyor. Bu meselenin akıbetinin ne olacağı konusunda bab-ı ali iyi bilmelidir ki, halen Bosna ve Hersek Osmanlı devletine ne derece tabi ise Girit adası dahi saltanat-ı Osmaniye’ye ancak o kadar ait olacaktır.”

Görüldüğü gibi; savaş yaşanmış, Yunanistan’a ait [ii] Tesalya bölgesi Osmanlı askeri tarafından işgal edilmiş, fakat harbin çıkmasının asıl sebebi olan Girit’te, işler Osmanlı’nın kontrolü dışındadır.

Öte yandan, Osmanlı ordusu içinde de ciddi rahatsızlıklar vardır. Kazanılmış zaferin ardından yapılmakta olan sulh görüşmelerinde, Abdülhamid’in Tesalya’yı boşaltmak niyetinde olduğu söylentilerinin yayılması, askeri hayal kırıklığına uğratmıştır. Sultan askerin bu rahatsızlığından çekinmekte ve görüşmeleri uzatmaktadır.

Son olarak yazıda Bosna Hersek bölgesinin patlamak üzere olduğunun altı çizilmektedir.

(Devam edecek)

 

[i] Bahriye nazırı Hasan Paşa, uzun süre bahriye nazırlığı yapmış, devlet içinde her kes tarafından yolsuzluk yapmakla suçlanmış bir şahıstır.

Donanmanın bu harekatı esnasında, Donanmayı Hümayun’un Akdeniz Filo’su Başamirali ise adaşı Hasan Rami Paşa’dır. Hasan Rami Paşa’nın da bir çok yolsuzluklara karıştığı iddiaları vardır. Hatta bu suçlamalar dolayısıyla kendisine “ Harami Paşa “ denilmiştir.

Bu suçlamalar o derece ayyuka çıkmıştır ki, İttihat ve Terakki Fırkası, kendisini tehdit eden bir mektup yazmış ve bu mektup üzerine Hasan Rami Paşa bahriye nazırlığı görevinden istifa etmiştir.

Bu konuda bakınız:

BARDAKÇI MURAT, “İttihatçının Sandığı” İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2014 s.411

Ayrıca Şair Eşref, bu dedikodular üzerine, Hasan Rami Paşa için bir dörtlük de kaleme almıştır :

Bizdeki nazır-ı bahriye Hasan Paşa’yı

Böyle tarif ediyor vak’anüvisan-ı ümem; (Böyle tarif ediyor tarih yazıcıları;)

Gelecek olduğunu bilse idi neslinden,

Almadan Hazret-i Havva’yı boşardı Adem.

Eşref’in dörtlüklerinin toplandığı bazı kitaplarda; Hasan Paşa yerine, “Celal Paşa”, “ Cemal Paşa” ların da isimlerinin yazılı olduğu görülmektedir. Ancak biz bu dörtlüğün Hasan Rami Paşa için yazıldığını düşünüyoruz.

Diğer taraftan Hasan Rami Paşa, “HATIRAT” Büyük Facia-Büyük Dram 1897 Osmanlı Yunan Savaşında Osmanlı Donanmasının Durumu, “TARİHÇİ” Kitabevi, İstanbul, 2011; isimli bir kitap yazarak, kendisini savunmaktadır. Bu kitap Osmanlı donanmasının acıklı durumunu göstermesi bakımından önemli bir kitaptır.

[ii] Tesalya aslında Osmanlı hudutları içinde olan bir bölgeydi. 1877-78 Osmanlı Rus harbinden sonra, Rusya’nın talebiyle bu bölge Yunanistan’a terk edildi.

İlgili Malumatlar…

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir