Büyük devletler, başından beri Girit adasını Osmanlı mülkünde bırakmak düşüncesinde değildiler.
GİRİT ADASININ ELDEN ÇIKMASI 2 (Devam)
Savaştan altı ay sonraki durumu, zamanının yorumu ile aktardıktan sonra, şimdi tekrar savaş öncesine dönerek, yine o döneme ait değerlemeleri ele alacağız.
Bu çalışmamızda bu türden geri dönüşler, konunun daha iyi anlaşılması gayesiyle tekrarlanacaktır. Bu savaş, on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı’nın sahada kazandığı son savaştır. Bu bakımdan, bütün yönleriyle ortaya koyulmasında yarar görüyoruz.
Girit’te uzun senelerden beri yaşanmakta olan gerginlik, gerek büyük devletler, gerekse Yunanistan tarafından, yapay bir şekilde Osmanlı – Yunan sınırına taşınmış, “ bir taşla iki kuş vurmak “ gibi kurnazca bir amaç güdülerek, her iki taraftan da çıkar elde edilmek istenmiştir.
Esasen büyük devletler (düvel-i muazzama) başından itibaren, Girit adasını Osmanlı devletinin mülkü olarak muhafaza etmek düşüncesinde değildiler. Meseleyi zamana yayarak, kendi çıkarlarına en uygun anı bekliyorlar; bu arada çeşitli vesilelerle adadaki Türk unsurunun (islam cemaatinin), kah zorla uzaklaştırılarak, kah kendi istekleri ile göç etmeleri sağlanarak bertaraf edilmesini bekliyorlardı. Bu arada, Türklerin adada yaşadıkları yerleşim bölgeleri, köyler, kasabalar tecrit ediliyordu.
Hürriyet Gazetesinin 1.Kasım.1896 tarihli nüshasının haberini aynen sadeleştirerek aktarıyoruz:
“ PADİŞAHTA TELAŞ
İstanbul’daki Avrupalı muhabirimiz 25 Ekim’de yazdığı bir mektupta çarın kraliçeyi ziyaretinin hala padişaha telaş vermekte olduğunu zikrediyor.
Çünki bu ziyaretten dolayı hakikati hala keşfedememiştir. Kostaki Paşa[i], bu konu ile ilgili olarak saraya çeşitli telgrafnameler ile gizli raporlar göndermiştir. Bunların içerdiği bilgiler hala bab-ı ali katında bilinmemektedir. Lakin sarayca anlaşıldığına göre çarın kraliçe ile görüşmesinin yansıdığı kadarıyla zat-ı şahanenin (padişahın) arzusuna asla muvafık (uygun) değildir. Çar buradan dönüşünden sonra Almanya Kayzeri ile ikinci bir görüşme daha yaptığından bu da Abdülhamid’in huzursuzluğunu arttırmış ve telaşa sevk etmiştir.
Yunan kralının Viyana’yı ve sair başkentleri ziyareti de bu aralık şevket-meabı (padişahı) şaşkınlığa boğmuştur. Beyoğlu çevresinin yorumlarına göre, kral hazretleri Türkiye’de büyük karışıklıklar çıkacağını beklediğinden Girit adasının Yunanistan’a ilhakı hususunda devletlerin dostluk ve yardımlarını elde etmeye çalışmaktadır. Ve daha şimdiden İngiltere ve Fransa’nın rızalarını almıştır. Eğer Rusya da muvafakat eder ise, düvel-i bakıyenin (kalan devletlerin) muhalefet etmeyecekleri şüphesizdir. “
Yine Hürriyet Gazetesinin, savaşın başlamasından yaklaşık bir ay önceki 15.Şubat.1897 tarihli nüshasından :
“…Girit kavgalarının asıl sebepleri hakkındaki ayrıntılar henüz tam anlamıyla belli değil ise de, yarı resmi Fransız gazetelerinin yazdıklarına göre padişah evvelce Girit adasına bir yaver göndermiş ve yabancı devletlerin müdahaleleri sonucunda yapılan düzenlemelere karşı çıkılması amacıyla müslümanları teşvik ettirmiştir. Padişahın bundan beklentisi ise, İstanbul’da yabancı sefirlerin karar vermek üzere oldukları genel ıslahat düzenlemelerinin yapılmasına engel çıkarmakmış.
Bu gün adadan gelen havadis Haniye’nin kısmen yanarak harap olduğunu göstermektedir. Sokaklarda evden eve kurşunlar yağdırılmaktadır. Bütün devletler olay yerine savaş gemileri göndermişlerdir. Bu şekilde konsolosluklarının nişancılarla korunmasına ve göç etmek isteyen hıristiyanların yerlerinde bırakılmalarına çalışmaktadırlar. Şehrin yangınını söndürmek için zırhlılardan tayfa indirilmiştir.
Telgrafları tahripten muhafaza için İngiliz ve Fransız donanmasından asker indirilerek telgrafhane işgal olunmuştur. Yabancı gemileri Rumları çeşitli yerlere taşımaktadırlar. İngiliz donanması iltica etmek isteyen Rumların Yunanistan’a nakli için gemiler kiralamaktadır. Vali Corci Petroviç Paşa düvel-i muazzama (büyük devletler) konsolosluklarından birisine değil, ancak Yunan konsoloshanesine (!) sığınmıştır. Bu bakımdan Yunan donanmasından konsolosluklarının muhafazası amacıyla karaya Rum askeri çıkarılmıştır. Pek çok yerde Rum eşkıyası Yunan bayrağını dikmiş ve Yunan ile birleşme ilan etmiştir.
* * *
Girit hakkında Atina’dan gelen havadis dehşetlidir. Yunan hükumeti düvel-i muazzamaya gönderdiği notada, Yunanlıların Girit’teki hem-millet ve hem-mezheplerinin yardımına gitmeyip onların öldürülmelerine kayıtsız kalamayacaklarını bildirmiş ve olaylardan dolayı bab-ı aliyi mesul tutmuştur. Bunu müteakiben kral derhal Girid’e altı torpido vapuruyla iki savaş gemisi göndermiş ve kumandasına dahi veliahdını tayin etmiştir. Yanya tarafındaki Osmanlı hududunda da tansiyon yükselmekte ve bu bölgeye Yunan taburları sevk olunmaktadır.
* * *
İstanbul’dan gelen telgrafnamelere göre, Yunan sınırındaki bu hareketlilik gerginlik yaratmış, vükela Yıldız’da defaatle toplantıya davet olunmuşlardır. Bunun üzerine adadaki müslümanların korunması ve bab-ı alinin hala kendisini müdafaa edecek kuvveti olduğunu göstermek için gönderilecek donanma hakkında bahriye nazırından bilgi istenmiş, lakin Hasan Paşa buna cevap vermeyip bir çok zabitlerin fikirlerini sormuştur. Fakat açık denizlere çıkabilecek harp gemileri bulunmadığından iş öylece kalmıştır. Bunun üzerine Girid’e donanma göndermekten ise, bab-ı ali devletlere bir nota göndermiştir.
Avrupadaki süferayı Osmaniye vasıtasıyla verilen bu notada Yunan’ın hareketi protesto edilmiş ve Yunan donanmasının geri aldırılması rica olunmuştur. Bazı devletler buna açık olmayan belirsiz cevaplar vermişlerdir. On tabur Osmanlı askeri hazırlanarak, sınırların korunması amacıyla gönderilmek üzeredir.
BU SABAHKİ HAVADİS
Bu sabah İstanbul’dan Atina ve Girit’ten gelen telgrafnameler son derecede vahimdir. Üç nakliye gemisiyle 1500 Yunan askeri bu gün Girid’e vasıl olmuştur. Prens Nikola, maiyetinde bir alay süvari bulunduğu halde Tesalya sınır kumandanlığına ulaşmıştır. Kandiye’den bir miktar Osmanlı askeri ile Haniye’ye giden bir tersane gemisi, bir Yunan zırhlısı tarafından ateş edilerek Kandiye’ye ricate mecbur edilmiştir. Girit’te halen müslümanların elinde üç kasaba kalmış ve adanın geri kalan kısmı, Rum eşkıyasının eline düşmüştür. Eşkıya şimdi Kandiye’yi topa tutmak üzeredir.
Adada mevcut Osmanlı askeri kalelerde şiddetle sıkışmış durumdadır. Haniye yakınlarında, Sitya nam kasabada üç yüz müslüman Rumlar tarafından bir anda öldürülmüşlerdir. Yunan zırhlıları eşkıyaya yardım amacıyla yüklü bir miktar erzak, silah ve mühimmatı karaya çıkarmıştır.
Ecnebi konsolosları kendi devletlerinin gemilerine sığınmışlardır. Vali bu kere de Rusya zırhlısına kaçmıştır. Bir çok Yunan zabitleri görevlerini terk ile Rum eşkıyasına yardım için Girid’e gelmektedirler. Kezalik beş yüz İtalyan haydudu eşkıyaya katılmak için oraya gitmektedirler. Girit Müslümanlarının son durumları çok tehlikelidir. Her dakika donanma gönderilmesi için padişaha telgraf çekiliyor ise de cevap verilmiyor. Bir İstanbul telgrafnamesine nazaran, padişah Yunan’a savaş ilan etmekten çekinmekte, müdahale etmeleri için tekrar devletlere baş vurmayı tercih etmektedir…”
(Devam edecek)
[i] Kostaki Paşa, Osmanlı devletinin Londra sefiridir.


0 Yorum