Ana sayfa » GİRİT ADASININ ELDEN ÇIKMASI 3

GİRİT ADASININ ELDEN ÇIKMASI 3

Mayıs 8, 2023

m

Gazi Osman Paşa kaybedilmiş bir savaşın kahramanıdır. Fakat Ethem Paşa kazanılmış bir savaşın tartışmasız kahramanı ve belki de efsanesi olacaktır.

 GİRİT  ADASININ  ELDEN  ÇIKMASI  3

(Devam)

Görüldüğü gibi, adadaki durum gittikçe vahamet kesbediyor ve planlı bir şekilde adanın Yunanistan ile birleşmesinin alt yapısı oluşturuluyordu.

İstanbul’da ise ciddi bir telaş vardı. Adadan gelen yardım taleplerine cevap verilmiyor; yine yukarıda açıklandığı gibi, donanmanın acıklı hali de, her hangi bir müdahale imkanını sağlamıyordu.

Bu şekilde 1897 yılının Mart ayına kadar yaşanan bu tehlikeli gelişmeleri takiben; Yunan sınırına takviye birlikleri gönderilmeye başlanmış; özellikle Tesalya cephesine beş fırka Piyade ve altı alay Süvari ve yirmi yedi batarya top ile Epirya cephesine de iki fırka piyade ve iki alay süvari ve on beş batarya top sevk edilmiştir [i].

Bu arada Yunanistan Osmanlı sınırında, önce başı bozuk düzensiz birliklerle taciz harekatına girişmektedir. Ayrıca sınıra düzenli ordu birlikleri de yığılmaktadır.

Bu gelişmeleri gözlemleyen büyük devletler, her iki tarafa da gönderdikleri müşterek bir nota ile; her hangi bir savaş halinden doğabilecek sorumluluğun, savaşı başlatan tarafa yükleneceğini, savaş sonucunda elde edilebilecek her hangi bir kazanımdan, hangi taraf olursa olsun, yararlanmasına imkan verilmeyeceğini bildirdiler (6.Nisan.1897 [ii]).

Bu arada; Yunanistan, sınırdaki askeri faaliyetlerini düzenli ordu birlikleri ile arttırmağa başladı ve resmen savaşı başlattı. Bunun üzerine Osmanlı hükumeti, bir savaş beyannamesi yayınlayarak :

“….Devlet-i aliyenin Yunanistan aleyhinde bir toprak kazanımı düşüncesi olmadığını, sadece meşru haklarını savunmak ve vatanın tamamiyetini korumak ve Yunan düşmanlığına mukabele amacıyla savaşmakta olduğunu; Yunan hükumetinin en yakın zamanda Girit’ten ve Osmanlı sınırından askerlerini çekmesi halinde, Osmanlı devletinin de barışçıl düşüncelerini bütün dünyaya göstermek üzere askeri faaliyetlerine son vereceğini…[iii] “ bildirdi.

Yunan tarafının hesap edemediği; bir şekilde savaşın başlaması ile birlikte, Yunan askerinin dağılması ve Osmanlı ordusunun önce Tesalya, sonra Epir cephelerinden içeri girerek; Tırnova, Yeni Şehir, Tırhala, Golos, ve Farsala’yı işgal edip, Atina yolunu açması, Yunanistan’da büyük panik yarattı ve büyük devletlerden ara buluculuk talep edilmeye başlandı.

Bu büyük hezimetin ardından Yunanistan’da Deli Yannis hükumeti istifa etti ve büyük devletler; Yunanistan’a Girit’teki birliklerinin geri çekilmesi ve Girit adasının otonomisi şartlarının kabul edilmesi koşuluyla bab-ı aliye arabuluculuk müracaatında bulundular (11.Mayıs.1897) ve böylelikle sulh görüşmelerinde de ilk adım atılmış oldu.

Esasen Abdülhamid’in Yunanistan içlerine, hatta Atina’ya kadar gidilmesine taraftar olmadığı ve hemen savaşın durdurulmasını emrettiği bilinmektedir.

Başta Osmanlı devletinin savaş beyannamesinde kayıtlı “ Osmanlı devletinin her hangi bir istila amacının olmadığı “ beyanı, diğer taraftan büyük devletlerin yukarıda anılan notalarının mevcudiyeti, Sultan Hamid’in bu kararında etkili olmuştur.

Şimdi burada, bu çalışmanın baş tarafında ana hatları ile özetlediğimiz bazı olayları ve belgeleri, daha da açarak meseleyi biraz derinleştirmek gerekiyor:

Öncelikle Abdülhamit bu savaşa başından ve esasından karşıdır ve son ana kadar büyük bir direnç göstermiştir [iv]. Yunanistan’la yapılacak bir savaşta, karşımıza Rusya’nın çıkacağını düşünmekte ve tekrar bir Rus – Osmanlı çatışması riskini almak istememektedir. Bunda haksız da değildir.

93 harbi olarak tarihimize geçmiş, 1877 – 1878 Osmanlı Rus savaşı, onun tahta geçmesinden hemen sonra kucağında bulduğu bir savaştır. Bu savaşın başlangıcında, bütün etrafı gibi, o da Rusya ile böyle bir kapışmanın aynen Kırım savaşında olduğu gibi büyük devletlerin desteği olmadan kazanılamayacağını çok iyi bilmektedir. Oysa İngiltere, olası bir savaşta, tarafsız kalacağını ve müdahale etmeyeceğini, büyük bir açıklık ve dürüstlükle deklare etmiştir.

Fakat, başta Mithat Paşa ve diğer kabine üyeleri, hatta Abdülhamid’in yakınındaki kişiler (Yıldız kabinetosu) ve Abdülhamid’in kendisi dahi, açıkça söylemese dahi, İngiltere’nin bir şekilde olaya müdahil olacağını düşünmektedirler.

Mithat Paşa, bu amaçla Tersane konferansı esnasında, alel-acele Anayasa’yı yürürlüğe koymuş, Osmanlı ülkesinin artık meşruti bir monarşi olduğunu ilan ederek, İngiltere’nin dikkatini çekmek istemiştir.

Lord Salisbury, Tersane konferansının başkanıdır ve bu gelişmenin ne amaçla yapıldığının farkındadır.

Netice itibariyle bu beklentiler gerçekleşmemiş ve savaş büyük bir hüsran ve yenilgiyle sonuçlanmıştır.

İşte bu yenilgi ve sonrasında yaşanan olaylar, ki bunların Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırdığını düşünüyoruz, Abdülhamit üzerinde son derece olumsuz etkiler bırakmıştır. Yeniden benzer bir sonuçla karşı karşıya kalmak istememektedir.

Bu işin bir tarafıdır. Diğer bir tarafı da; Sultan Hamit ikinci bir Gazi Osman Paşa figürü ile de karşılaşmak istememektedir. Gazi Osman Paşa kaybedilmiş bir savaşın kahramanıdır. Fakat Ethem Paşa kazanılmış bir savaşın tartışmasız kahramanı ve belki de efsanesi olacaktır [v].

Ayrıca Ethem Paşa’nın bu kadar kısa süre içinde bu kadar büyük bir başarı elde edeceğini düşünmüyordu. Bunun ona sağlayacağı prestij de Abdülhamid’in istemediği gelişmelerden birisidir. Hatta en başta gelenidir. Ordunun harekatının hemen durdurulmasının arkasında yatan temel nedenlerden birisi budur [vi].

Bu konuda Hürriyet gazetesinin yazısından bir bölümü aktaralım :

“….PADİŞAH VE ÇAR

İstanbul muhabirimiz İstanbul’daki yabancı sefirler ile bab-ı ali arasında  yürütülmekte olan barış görüşmeleri konusunda padişahın düşüncelerini ortaya çıkaran bazı acayip olaylar fark etmiştir. Şöyle ki; padişah askerin başarılarının İstanbul’da bazı gelişmeler yaratabileceğinden ve askerler ile halkın bu vesileyi fırsat bilerek ortaklaşa sıkı yönetim zincirini kırıp ve yapılması talep edilmiş olan ıslahat konularını yeniden gündeme taşıyabileceklerinden korkmuştur. Askerin bu başarısından sonra, tekrar büyük bir milli heyecana kapılan halk ve askerlerden  ve yine halkın büyük sevgi ve ilgisini kazanan Ethem Paşa’nın da İstanbul’a gelerek, “ şahs-ı hümayunlarına “ (padişahın kendisine) verebilmeleri ihtimali olan zarardan korunmasını ve içine düştüğü bu zor durumdan kendisinin kurtarılmasını Rusya çarından rica etmiş ve bu amaçla çatışmaların durdurulduğunu bildirerek, çardan gerekenin yapılmasını isteyen hünkardan çara çekilen telgrafnameler işte bu amaçla gönderilmiştir….”

Hürriyet Gazetesinin bu değerlendirmeleri çok önemlidir.

Şimdi, bu açıklamalardan sonra, yine biraz daha geriye gidiyoruz ve bu konuya ilişkin belgelere göz atıyoruz  :

1897 yılının Mart ayının ikinci yarısı ve Nisan ayı başlarında, büyük bir diplomatik faaliyet vardır. İstanbul’da artık savaşın çıkacağına kesin gözüyle bakılmakta ve hazırlıklar bu duruma göre yapılmaktadır.

  • Mart.1897 tarihi ile: “ Alasonya ordusu kumandanı Ethem Paşa’ya Başkitabetten tebliğ olunan irade-i seniye “ mevcut bulunmaktadır.

Bu irade-i seniye ile padişah, Ethem Paşa’ya orduyu savaşa hazırlamasını ve bu arada dikkat etmesi gereken hususları hatırlatmaktadır. Bu bölgede görevli olarak bulunmakta olan padişah yaverlerinden Talat Paşa’nın başkitabete göndermiş olduğu bilgilere göre, ordunun konuşlanmasına dair anlatılan noksanlıklar gösterilerek ; bunların dedi kodu olup olmadıkları ve nazara alınması gerektiği, gerekirse düzeltilmesinin lazım geldiği bildirilmektedir.

  • Nisan.1897 tarihi ile “ Yunanistan’a ilan-ı harp olunması hakkında Meclis-i Mahsus-u Vükela’dan tanzim ve takdim olunan mazbata” vardır.

Bu mazbata ile bakanlar kurulu; Balkanlarda başlayacak bir ateşin her zaman yayılıp daha büyük yangınlara sebep olabileceği varsayımı ile Yunanlılar tarafından başlatılmış ve muntazam ordu harekatına dönüşmüş bu saldırının önlenip, tekrar asayişin sağlanması ve bu yolda yapılması gereken her türlü askeri harekatın yapılmasının ve durumun bütün devletler nezdindeki sefirlerimize bildirilmesini talep etmektedir.

  • Tarihsiz olarak “ Hariciye Nezaretinden düvel-i muazzama nezdinde bulunan süferayı saltanat-ı seniyeye yazılan telgrafname “ vardır.

Bu telgraf, bir savaş deklarasyonudur. Büyük devletler, Osmanlı devletinin Yunanistan’a savaş ilan ettiğini bu bildiri ile resmen öğrenmektedirler. Bu savaş ilanı ile Osmanlı devleti tarafından :

“ … şimdiye kadar defalarca duyurulduğu gibi; Devlet-i Aliye’nin Yunanistan aleyhinde bir istila amacı olmadığı, sadece meşru haklarını ve mülkünün tamamiyetini savunmak için, Yunan saldırılarına karşı savaşmak zorunda kalındığı… “ açıklanmaktadır.

  • Tarihsiz olarak “ Hariciye Nezaretinden Petersburg sefaretine yazılan mahremane telgrafname “ vardır.

İşte Hürriyet Gazetesinin haberine konu yaptığı telgraf bu olmak gerekir. Tarihsiz olması tesadüf mü, yoksa kasıtlı mı ? Bilmek mümkün olmamakla beraber, o devirde arada böyle tarih koyulmadan yazılan resmi yazıların mevcut olduğunu da hatırlatmak gerekir.

Diplomatik ifadelerle Hürriyet Gazetesinin yazdıklarını teyit edebilecek bazı noktalar olduğunu ifade edebiliriz:

“…. Devlet-i Aliye’nin tamamiyet-i mülkiyesini idame içün vücud ve bekasında şüphe edilmeyen niyyat-ı hasene-i İmparatoriye (Osmanlının vatan bütünlüğü konusunda İmparator’un iyi niyetlerinden şüphe bulunmamaktadır) hal ve maslahatın (içinde bulunulan hal ve işlerin) şevket-meab efendimiz hazretlerince her türlü müşkülattan vareste bir şekilde ifrağı (padişahımız tarafından her türlü sıkıntıdan kurtarılmış bir şekle getirilmesi) İmparator hazretleri nezdinde karin-i itibar olacağı memulüne (imparator hazretleri nezdinde memnuniyet sebebi olacağı umuduyla) ve Devlet-i Aliye’nin Rusya devlet-i fehimanesiyle beraber diğer düvel-i muazzamanın efkar-ı müsalemetkaranelerine (büyük ve güçlü Rusya devleti ve diğer büyük devletlerin barışçıl düşüncelerine) riayet-i halisane  ibrazından hali olmadığına (tam olarak uymaktan geri durmayacağına) nazaran mesele-i sulhiyenin (barış konusunun) mucib-i memnuniyet hale iktiranı (memnuniyet verecek bir hale getirilmesi) hakkındaki teminat-ı halisane-i imparatorinin husul-ü asar-ı fi’iliyesine kemal-i itimad ile intizar olunmakta (imparator hazretlerinin iyi niyetli garantileri tam bir güven ile beklenmekte)  ….

Bu telgrafta ayrıca, Tesalya’nın esasen Osmanlı toprağı olduğu ve bu bölgenin Berlin muahedesince ve Rusya devletinin talebi üzerine Yunanistan’a verildiğini, burasının tekrar Osmanlı toprağına katılması hususunda Rusya’nın izin vermesi gerektiği de ifade edilmektedir.

*   *   *

Bu bilgilerin bir de o dönemde yaşamış ve sarayda önemli mevkilerde görev almış kişilerin hatıratında nasıl ele alındığına bakılması gereği vardır.

Örneğin Tahsin Paşa’nın hatıratında konuya ilişkin şu satırlar mevcuttur :

“ … Yunanlılar hesaplarında pek fena aldandıklarını görünce Rus Grandüşeslerinden olan Kraliçe Olga ile çardan istimdad ettiler (yardım istediler). Derken bir akşam Çar Nikola’dan Abdülhamid’e bir telgraf geldi. Rusya çarı Türk ordusunun iktisab ettiği zaferi tebrik ettikten sonra daha ileri gidilmesi teşevvüşat-ı siyasiyeyi (siyasi kargaşaya) mucib olabileceğinden bahisle ordunun daha fazla ilerlemeyerek tevakkufu (durması) için emir verilmesini rica ediyordu. Bu telgrafnameyi Aleksandır Kara Todori Paşa tercüme etmişti.

Aynı zamanda tarih-şinas bir diplomat olan Kara Todori Paşa telgrafnamenin tercümesini tevdi ve takdim ederken “ Rusya çarlarının iki asırdan beri böyle bir telgraf yazdıkları vaki değildir” demişti ki bu söz o zaman Rus nüfuzunun İstanbul’da ne dereceye kadar ilerlemiş olduğuna bir delildir….” [vii]

Tahsin Paşa o dönemde Mabeyn-i Hümayunda Başkatiptir.

Aynı dönemde, sarayda ikinci katip ve mabeynci ünvanına sahip olan (Arap) İzzet Paşa da hatıratında şunları kaydediyor [viii]:

“…avrupa cemiyet-i düveliyesinden (avrupa devletler topluluğundan) ayrılmamakla beraber tesri-i sevkiyat (asker sevkini hızlandırmak) ile muhafaza-i hudud-u hakaniye hakkındaki maruzat-ı mükerrere-i kemteranemi (devlet sınırlarının muhafazası hakkındaki bir çok defalar söylemiş olduğum acizane beyanlarımı) tekrarladım. Bu sırada Maksimof [ix]kitabet dairesine gelip cezirenin ba-ferman-ı ali Kral Corc’a tefvizine dair (Girit adasının bir ferman ile Kral Corc’a devrine dair) zat-ı akdes-i hümayunlarına (padişaha) devleti namına maruzatta (beyanda) bulunduğu sırada ettiği tehdidat cümlesinden olarak (kullandığı tehdit dolu sözlerden olarak) tedarükat-ı harbiyede bulunan devletlerden (harp hazırlığı yapan devletlerden) hangisi evvelce ilan-ı harp eder ise anın muzaffer olsa bile, netice-i muzafferiyetten istifade edemeyeceğini beyan etti.

Gerçi vasıta-i arz olan (padişaha bu beyanda bulunması için aracı olan) Başkatip Tahsin Bey kulları Maksimof’un ifadat-ı şedidesi (sert sözlerini) çendan tahrif vuku’unu tahfif ettiyse de (Tahsin Paşa bu sözleri değiştirerek hafiflettiyse de) tabirat-ı mütebakiyesi dahi (ifadenin kalanı bile) Rusya’nın Yunan hakkında devlet-i aliye aleyhinde niyat ve kusuratını meydana koymağa kafi idi…

İzzet Paşa’nın hatıratı bazı noktaları açıklığa kavuşturmaktadır. Öncelikle, Maksimof isimli Rus sefaret tercümanının, padişahın huzurunda söylediği sözlerin diplomatik nezakete uymadığı ve kendisine bu görüşme için aracı olan Tahsin Paşa’nın ifadeleri yumuşatmağa çalıştığı anlaşılıyor ve aynı zamanda ve aynı mekanda hazır bulunan Tahsin Paşa’nın, olayları bütün yönleriyle anılarına almadığı ortaya çıkıyor.

Ayrıca daha önemlisi, büyük devletlerin müşterek notalarında, adanın bir ferman ile Yunan kralına devredilmesinin talep edildiği de ifade ediliyor.

Diğer taraftan Abdülhamid’in Rus çarından yardım talep ettiği de anlaşılmaktadır. Bu bölümler, sadeleştirilmeden anlamlar parantez içine alınarak buraya dahil edilmiştir. Bunun amacı açıktır, bu şekilde Osmanlıcanın diplomatik ifade kabiliyetinin ve seçilen kelimelerin amacının daha iyi anlaşılması sağlanmak istenmiştir.

(Devam edecek)

 

[i] Salih Münir Paşa; Geçmiş Zamanlar, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 2015, s.200

[ii] Salih Münir Paşa; a.g.e. s.201

[iii] Türkgeldi Ali Fuat; Mesail-i Mühimme-i Siyasiye Cilt III, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara,1966, s.221,222.

[iv] Türkgeldi Ali Fuat; a.g.e. s.76 v.d.

[v] Sultan Hamid, Ethem Paşa’ya “ Gazilik “ ünvanının verilmesi sürecinde de direnmiştir.

[vi] Hürriyet Gazetesi Londra baskısı 15.Haziran.1897 tarihli nüshası, “ Padişah ve Çar “ başlıklı yazı.

[vii] Tahsin Paşa; “Tahsin Paşa’nın Yıldız Hatıraları-Sultan Abdülhamid” Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1990. S.65-66.

[viii] Arap İzzet Holo Paşa; “Abdülhamid’in Kara Kutusu Arap İzzet Holo Paşa’nın günlükleri”, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2019, s.63,64.

[ix] Maksimof, İstanbul’daki Rus sefarethanesinin baştercümanı.

İlgili Malumatlar…

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir