Ana sayfa » BOSNA VE HERSEK’İN AVUSTURYA’YA BIRAKILMASI

BOSNA VE HERSEK’İN AVUSTURYA’YA BIRAKILMASI

Ağustos 8, 2023

m

….Vatanın bir parçasını terk etmeyi kabul ederken, bütün kalbinin parçalanır gibi olduğunu hissetmeyecek bir Osmanlı düşünemiyoruz….

 BOSNA  VE  HERSEK’İN  AVUSTURYA’YA  BIRAKILMASI

 9 Ocak 1909 Cumartesi günü, Sultanahmet Meydanında, Girid’in Yunanistan’a terkini lanetleyen büyük bir miting tertiplendi. Bu toplantıda, coşkun bir kalabalık vardı ve mitingten sonra, halk Bab-ı Ali’ye yürüyerek hükumete, Girid’in terk edilmemesini talep eden bir muhtıra verdi.

Şubat ayının 16. Günü Hüseyin Hilmi Paşa’nın yeni hükumeti kurması ile birlikte, beklemede olan Bosna-Hersek ve Bulgaristan sorunları, yeniden gündeme geldi ve 26 Şubat günü, Bosna-Hersek meselesinin çözümü amacıyla Osmanlı Hükumeti ile Avusturya-Macaristan Devleti arasında bir protokol imzalandı.

Bu protokol, 5 Mart tarihinde Meclis’te görüşülerek kabul edildi. Şimdi bu çok önemli belgeyi aynen; ama yeni yazıya çevirip [i], sadeleştirerek aşağıya aktarıyoruz [ii] :

HÜKUMET-İ  SENİYE  İLE (Osmanlı Devleti ile)  AVUSTURYA  VE

MACARİSTAN  HÜKUMETİ  BEYNİNDE (arasında) TANZİM  VE  İMZA OLUNAN  PROTOKOLDÜR:

Hükumet-i seniye ile Avusturya ve Macaristan hükumet-i müşterekesi beynlerinde (Osmanlı hükumeti ile Avusturya ve Macaristan ortak hükumetleri aralarında) muallakta (çözümlenmemiş) bulunan bazı mesa’ili (bazı meseleleri) bil-ittifak fasl ve tesviye etmek (ortaklaşa hallederek bitirmek) arzusunda bulundukları cihetiyle muharririn-i imza (imza sahibi) Sadrazam fehametlü devletlü Hüseyin Hilmi Paşa hazretleriyle Hariciye Vekaleti Vekili atıfetlu Gabriyel Norodunkyan Efendi Hazretleri ve Avusturya ve Macaristan fevkalade ve murahhas büyük elçisi asaletlu Marki Jan de Pallavicini, hükumet-i metbu’aları (bağlı oldukları hükumetler) tarafından usul ve nizamı veçhile mezuniyet-i lazimeyi (usule uygun şekilde gereken yetkileri) haiz oldukları halde, mevadd-ı atiyeyi (aşağıdaki maddeleri) kararlaştırmışlardır.

Birinci Madde :

Avusturya ve Macaristan hükumeti kadim (eski) YENİ PAZAR SANCAĞI hakkında Berlin Muahedenamesi ve dersaadette münakit (İstanbul’da imzalanmış) 12.Nisan.1879 tarihli mukavelename ile kendisine tevdi olunan bilcümle hukuktan (kendisine tanınmış olan bütün haklardan) suret-i sarihada (açık bir şekilde) feragat ettiğini (vaz geçtiğini) beyan eder.

İkinci Madde:

21.Nisan.1879 tarihli muahedename ile Avusturya ve Macaristan hükumet-i müşterekesinin Bosna ve Hersek hakkındaki kararı aleyhine canib-i Bab-ı Ali’den icra olunan protesto, işbu karara mugayir olarak (Bab-ı Ali tarafından gönderilen protesto, işbu karara aykırı olarak), hükumet-i müte’akkide beyninde mevcut sair bilcümle ahkam veya mukarrerat fesih ve ilga edilerek (bu protoklü imzalayan taraflar arasında mevcut olan bütün hüküm ve kararlar feshedilmiş ve ortadan kaldırılarak), yerlerine eyaleteyn-i mezkureteyn (adı geçen her iki eyaletin) hakkında her guna ihtilafın (her çeşit anlaşmazlıkların) beynlerinde fasl-pezir olduğunu (aralarında çözüldüğünü) ve karar-ı mezkurla (adı geçen karar ile) Bosna ve Hersek’te tahaddüs eden hal-i cedidin (Bosna ve Hersek’te ortaya çıkan yeni durumun) hükumet-i seniyece (Osmanlı hükumetince) suret-i kat’iyede (kesin olarak) tanınmış bulunduğunu mübeyyin (gösteren) ve mü’eyyed  bulunan (teyit eden, destekleyen) işbu protokol ka’im edilmiştir (onların yerlerine geçerli olmuştur).

Üçüncü Madde:

An-asl (aslen) Bosna ve Hersek ahalisinden olan elyevm (halen) memalik-i Osmaniyede (Osmanlı ülkesinde) bulunan – işbu protokolün tarafeyn-i akidinde teati olunacak (tarafları arasında değiştirilecek) notalarda zikrolunan eşhas müstesnadır (notalarda adı geçecek şahıslar hariçtir) – . Ve bir de an-asl memalik-i Osmaniyenin aksam-ı muhtelifesi ahalisinden (ve bir de aslen Osmanlı ülkelerinden her hangi birisinin ahalisinden) olup Bosna ve Hersek’te seyahat tarikiyle (amacıyla) veya mu’ayyen surette ikamet eden (belli bir şekilde oturan) teb’a-i Osmaniye (Osmanlı tebası) kamekan tabiyet-i Osmaniyelerini (eskiden olduğu gibi Osmanlı tabiyetlerini)  muhafazaya devam eyleyeceklerdir.

Bosna ve Hersek ahalisinden olup eyaleteyn-i mezkureteynde sakin bulunan (adı geçen eyaletlerde yaşayan) kesan (kişiler) kema-fis-sabık (eskiden olduğu gibi) Bosna ve Hersek kavaninine tevfik-i hareket ederek memalik-i Osmaniyeye hicrette serbest (Bosna ve Hersek kanunlarına uygun davranarak Osmanlı ülkesine göç etmekte serbest) olacaklar ve memalik-i Osmaniyeye (Osmanlı ülkesine) geldiklerinde teb’a-i Osmaniye (Osmanlı vatandaşı) sıfatıyla kabul edileceklerdir.

Gerek bunlar ve gerek Bosna ve Hersek ahalisinden olup elyevm memalik-i Osmaniyede bulunanlar Bosna ve Hersek’te kain emlaklarını keyfe-ma-yeşa (isterlerse) tasarruf ve istimal (idare etmek ve kullanmak) etmek ve iltizam vermek (idaresini başkasına vermek) veya doğrudan doğruya bizzat ve şahs-ı salisler (üçüncü şahıslar) marifetiyle idare eylemek  hakkını haiz olacaklardır.

Şurası mukarrerdir ki (ayrıca kararlaştırılmıştır ki), an-asl Bosna ve Hersek ahalisinden olup hicret etmemek fikriyle badema (sonradan) memalik-i Osmaniyeye azimet edecek (gidecek) olan kesan (kimseler) hakkında memalik-i Osmaniyede Avusturya ve Macaristan tebası müsullu (olarak) muamele olunacaktır.

Dördüncü Madde:

Bosna ve Hersek’te sakin olan (oturan) veya muvakkaten (geçici olarak) ikamet eden ahali-i islamiyeye (müslümanlara) serbesti-i mezheb ve serbesti-i ayin ve ibadet temin edilecektir (mezheb seçme, ayin icra etme ve ibadet imkanları sağlanacaktır). Bilcümle nüfus-u islamiye (bütün müslümanlar) mezheb-i saireye (başka mezheplere) mensup bilcümle Bosna ve Hersek ahalisinin haiz oldukları aynı hukuk-u mülkiye ve siyasiyeden (bütün Bosna ve Hersek halkı ile aynı medeni ve siyasi haklardan) istifade de devam edeceklerdir. Cevami’-i şerifede (bütün camilerde) halife-i müslimin sıfatıyla tam nam-ı hazret-i padişahiye hutbe kıraatına (bütün müslümanların halifesi sıfatıyla padişah hazretlerinin bütün ünvanları ile hutbe okunmasına) devam edilecektir. Hukuk-u evkafa kema-kan riayet olunacak (vakıflar hukukuna eskisi gibi uyulacak) ve ahali-i islamiyenin rü’esayı diniyeleriyle olan münasebatına asla ifayı mevani edilmeyecektir (müslümanların dini önderleriyle olan ilişkilerine asla engel konulmayacaktır). Rü’esayı mumaileyhim (adı geçen dini önderler= kema-fis-sabık (eskisi gibi) makam-ı meşihat-ı islamiyeye tabi olacaklar ve reis ve ulemanın menşuru canib-i meşihattan ita kılınacaktır ( şeyhülislamlık makamına tabi olacaklar ve reis ve ulemanın ünvanları, şeyhülislamlık makamı tarafından verilecektir).

Beşinci Madde:

Devlet-i Aliye arazi kanunnamesi mucibince hükumet-i seniyenin Bosna ve Hersek’te emlak-ı muhtelifeye mutasarrıf bulunduğu bir hüküm kararıyla sübuta vasıl olmakla (Osmanlı Devletinin arazi kanunnamesine göre  bir hüküm kararı ile sahipliği kesinleşmiş olan çeşitli mallarına) Avusturya ve Macaristan hükumet-i müşterekesi işbu protokol’ün tasdiki tarihinden itibaren on beş gün zarfında emlak-i mezkurenin (adı geçen malların) bedeli olmak üzere dersaadette (İstanbul’da) hükumet-i seniyeye (Osmanlı hükumetine) altın olarak iki buçuk milyon Lirayı Osmani (Osmanlı Lirası) tediye etmeyi taahhüt eder.   

Avusturya ve Macaristan hükumeti işbu protokolün tasdiki tarihinden itibaren iki sene zarfında devlet-i aliye ile Avusturya hukuk-u düvel esası (devletler hukuku esası) üzerine bir ticaret muahedenamesi (antlaşması) akdetmeyi (imzalamayı) taahhüt eder. İşbu muahedename Bab-ı Alinin sair ticaret muahededatı (diğer ticaret antlaşmaları) ile aynı esas üzerine akd (imzalanıp) ve mevki’-i tatbike vaz olundukta (uygulamaya koyulduğunda) mer’iyette (geçerli) olacaktır. Buna intizaren (Buna göre) Avusturya ve Macaristan hükumeti işbu protokolün tasdikinden itibaren on beş gün zarfında memalik-i şahanede (sultanın mülkünde) rayiç üzere (emsaline göre) alınan resm-i gümrükün (gümrük vergisinin) yüzde on birden on beşe iblağına (tamamlanmasına) atiyü-z-zikr (aşağıdaki) beş maddeye yeniden inhisarlar vaz’ına (tekrar tekel koyulmasına) (petrol, sigara kağıdı, kibrit, kü’ul (ispirto), ve oyun kağıdı) veyahut bunlardan istihlak resm-i munzaması (ilave harcama vergisi) istifasına (alınmasına) muvafakat eder (kabul eder), şu kadar ki, aynı muamelenin, aynı zamanda ve bilafark ve istisna (farksız ve ayrıcalıksız olarak) memalik-i sairenin (diğer ülkelerin) ithalatı hususunda tatbik olunmaması meşruttur (şarttır). İnhisara (tekele) tabi mevaddın (maddelerin) ithali hususunda işbu inhisarın idaresi aynı mevaddın ithalat-ı seneviyesi (senelik ithalat miktarı) esası üzerine mü’esses (esası üzerinden hesaplanan) yüzdesi nisbetinde Avusturya ve Macaristan mevaridatından (gelecek) olan eşya tedarikine mecburdur, şu kadar ki, inhisara tabi mevadd teslimi için teklif alınacak, fiyatların hin-i iştirada (alım zamanında) piyasanın hal ve mevki’-ine tevafuk etmesi (piyasa şartlarına uygun olması) ve ita olunacak eşyanın (gönderilecek malın) cins ve nevileri ve işbu cins ve nevilerinden eşya için son üç sene zarfında kayıt ve işaret edilmiş fiyatların vasatisi (ortalaması) dahi nazar-ı itibare alınması (göz önünde tutulması) lazım gelir.

Yedinci Madde:

Devlet-i aliyenin posta hizmetinde haiz olduğu hakk-ı hükümraniyi (Osmanlı Devletinin postahane kurmaktaki öncelik hakkını) tasdiken Avusturya ve Macaristan hükumet-i müşterekesi elyevm (halen) postahaneleri olmayan mahallerdeki Avusturya ve Macaristan Postahanelerini işbu protokolün tasdikini müteakip lağvetmeyi (kapatmayı) taahhüt ettiği gibi memalik-i şahanede postahaneleri mevcut olan düvel-i saire bunları lağvettikçe kendisi dahi memalik-i Osmaniyedeki sair postahanelerini lağvetmeyi taahhüt eyler.

Sekizinci Madde :

Bab-ı Ali memalik-i Osmaniyede uhud-u atika (eski anlaşmalar) usulüne hitam (son) vermek ve yerine hukuk-u düvel (devletler hukuku) usulünü vaz eylemek (koymak) maksadıyla alakadar düvel-i muazzama (ilgili büyük devletler) ile bir avrupa konferansında veya suret-i ahirle (sonradan) müzakerat icrası fikir ve niyetinde bulunduğu cihetle Avusturya ve Macaristan hükumeti Bab-ı Alinin işbu niyatının hak ve savaba (hak ve doğruluğa) mukarenetini (ulaşmasını) bittasdik (onaylayarak) bu hususta kendisine muavenet-i kamile ve samimiye (tam ve içten yardımcı) bulunacağını şimdiden beyan eyler.

 Dokuzuncu Madde :

İşbu protokol tasdik olunacak ve tasdiknamelerin teatisi (karşılıklı olarak değiştirilmesini) müteakip mer’iy-ül-icra (geçerli) olacaktır. Tasdiknameler sür’at-i mümküne ile (olabildiğince hızlı bir şekilde) ve nihayet işbu protokolün tarihinden itibaren iki ay zarfında dersaadette (İstanbul’da) teati olunacaktır.

İşbu protokol 13-26 Şubat 1909 tarihinde dersaadette iki nüsha olarak tanzim olunmuştur.

Protokole dair esbab-ı mucibe mazbatası (gerekçesi)

Protokole dair Bab-ı Alice meclis-i mebusana tevdi edilmek üzere tanzim olunacak esbab-ı mucibe mazbatası (gerekçe yazısı) ikmal edilmiştir (tamamlanmıştır). Bu gün meclis-i vükelada (bakanlar kurulunda) kıraat edildikten (okunduktan) sonra Çarşamba günü meclis-i mebusana gönderilecektir

*     *    *

Görüldüğü gibi, yaklaşık otuz sene süründürülen bir sorun üç sayfalık bir protokolle sonuca bağlandı ve yaklaşık otuz seneden beri fiilen Avusturya ve Macaristan tarafından yönetilen Bosna ve Hersek’in, Osmanlı İmparatorluğu ile olan bağlantısı sona erdi. İyi mi oldu? Kötü mü? Bu konuyu da o dönemin yazarına bırakacağız.

Hüseyin Cahit Bey 3.Mart.1909 tarihli “ Tanin “ de yazdığı “ Türkiye – Avusturya Protokolü “ başlıklı yazısında konuyu ele alıyor:

“….Uzlaşma koşulları kabul edilmeye değer midir ?

       Uzlaşma koşulları şunlardan ibarettir.

Osmanlı hükumeti Bosna – Hersek’te mevcut durumu kabul ediyor. Buna karşılık Avusturya ve Macaristan Yeni Pazar Sancağının bir kısmı üzerindeki işgalinden vaz geçmekle birlikte Osmanlı Devletinin Bosna ve Hersek’te sahip olduğu çeşitli mülkünün bedeli olarak iki buçuk milyon Lira veriyor, ecnebi postahaneleri mevcut olmayan yerlerdeki Avusturya postahanelerini kapatmayı taahhüt ediyor.

Avusturya’nın bu taahhütleri şimdilik maddi açıdan kabul edilebilir hususlardandır. Fakat gelecekle ilgili olarak bize maddi ve manevi başka yararlar sağlıyor. En başta gelen manevi yarar, eski sözleşmelerin (uhud-u atika) kaldırılmasına doğru ilk adımın atılmış olmasıdır.

Eski sözleşmeler Osmanlı hükumetinin egemenlik hakkını kısıtlayan bir takım koşulları içerdiğinden, devletin onuru ancak bu koşulların ortadan kaldırılmasıyla kurtarılabilir. İşte bu gün Avusturya hükumeti bu koşulların kaldırılmasına kendi hesabına razı olmuştur. Avusturya’nın bu rızası ile milletin omuzlarından ağır ve rahatsız edici bir yükün kalktığını hissediyoruz. Bir az daha geniş nefes alıyoruz. Alnımız bir az daha yükseliyor. Eski kabine bu noktada hala bazı kısıtları kabul ettiği halde, yeni kabine devletin onurunu ilgilendiren bu meselede gayet akıllı davranmış, kayıtsız ve şartsız istediklerini kabul ettirmeyi başarmıştır….”

Hüseyin Cahit bu yazısında, olumlu ve dikkatli bir dil kullanmaktadır. Ancak içinin buruk olduğu ve durumu daha karamsar hale getirmemek istediği de ifadelerinden anlaşılıyor. Nitekim, yine “ Tanin “ Gazetesinin 22.Mart.1909 tarihli nüshasında yazdığı “ Mesa’il-i Mu’allaka “ (Çözümsüz sorunlar) başlıklı yazısında bunu açıkça yazıyor:

“….Avusturya ve Macaristan protokolünü kabul etmemek için ne sebep gösterilebilir? Zannederiz ki, bunun için ileri sürülebilecek deliller arasında en kuvvetlisi, vatan sevgisidir. Vatanın bir parçasını terk etmeyi kabul ederken bütün kalbinin parçalanır gibi olduğunu hissetmeyecek bir Osmanlı düşünemiyoruz. İşte protokolü kabul etmemek için en kuvvetli ve dehşetli delil budur.

Vakıa “ para ile yer satılmaz” denildiği de görülüyor. Ancak durum incelendiği zaman, bunun sonu da yine vatan sevgisine varır.    

Avusturya ile imza altına alınan protokolde acaba para ile yer satılıyor mu? Vakıa iki buçuk Milyon Lira nakit tazminattan bahsediliyor. Fakat bu, satılan yer karşılığı olmayıp, adeta devletin özel mülkünden sayılan emlakın bedelidir. Yoksa devlet, gördüğü lüzum ve ihtiyaç üzerine idaresi altında bulunan mallardan bir kaçını ihaleye çıkarmış ve en çok arttıranın üzerine vermiş değildir.

Bu bakımdan, bu protokolü kabul etmemek için, “ para ile yer satılmaz “ diye itiraz etmektense, “ vatan sevgisi bir karış Osmanlı toprağının yabancı bir devlete terkine uygun değildir “ şeklinde konuşmak daha iyi olur.

Fakat acaba kalbimizden kopup gelen bu itiraz sesleri ve şikayeti nereye kadar dinleyebileceğiz? İnsan her zaman istediği gibi hareket edemez. Çok kere bir takım zorunluluklar karşısında, istemeye istemeye bir takım felaketlere katlanmaya mecbur olur. Kalbi ağlar, fakat lisanı “ evet “ der.

Avusturya hükumeti Bosna ve Hersek’in ilhakını ilan eylediği günlerde, Kamil Paşa’nın meclis-i mebusanda açıktan açığa söylediği gibi; avrupanın büyük devletleri, bu hareketin uluslararası hukuka aykırı olduğunu kabul edip, haklılığımızı onaylamalarıyla beraber, bu oldu bittiden de geri dönüşün mümkün olmadığını, bu bakımdan hakkımızın maddi ödün olarak giderilmesine gayret etmemiz gerektiğini bildirdiler.

Böyle zor bir durumda kalan Kamil Paşa kabinesi için uygulanabilecek politika pek açıktı. Madem ki hiçbir büyük devletten yardım alamıyorduk, madem ki onlardan göreceğimiz destek, yalnız siyasi çözümden ibaret idi, savaş düşüncelerini zihnimizden çıkarıp büyük devletlerin gösterdikleri yoldan gitmek, parasal ödünle yetinmekti….

“…. İşte bugün elde mevcut olan protokol böyle bir siyasi zorunluluğun sonucunda ortaya çıkmıştır. Kalbimiz hiçbir zaman bize protokolün kabulünü tavsiye etmez. Fakat sırf aklımızla düşünecek olursak, o zaman bunun kabulünün elzem ve zorunlu olduğu sonucuna varırız…

….Protokole karşı söz söyleyerek, ateşli ve vatan sevgisi dolu cümleler sarfederek, kendine toplum içinde saygın bir yer bulmak ve ucuz şöhret sahibi olmak pek kolay. Fakat böyle yapmakla sade vatandaşın, gerçeklerden haberi olmayanların zihinlerini bulandırmakla, asıl gerçek çıkarlarından vatanı mahrum etmenin vicdan azabı pek ağırdır….”

Bu yazı “sözün bittiği “ ni ve artık bundan sonrasını düşünmemiz gerektiğini hüzünlü bir şekilde dile getiriyor.

İşte bu sitede REVAL’in konu yapılmasının asıl maksadı da budur. Unutulan acı gerçeklerin arada sırada doğru boyutlarıyla tekrarlanması faydalıdır.

Ancak bir noktanın da altını çizmekte yarar görüyoruz. Osmanlı kültüründe “ VATAN “ kavramı diye bir şey yoktur. Vatan ilk defa, 19. Yüzyılın ikinci yarısında Namık Kemal tarafından Osmanlı günlük hayatına sokulmuş, o zamanın yetişmekte olan nesillerini derinden etkilemiştir.

Sultan Abdülhamit 18.Mart.1911 tarihinde, Selanik’te özel hekimi Atıf Hüseyin Bey’e “ askerlerin öleceklerini bilerek nasıl sağlam istihkamlara hücum ettiklerinden “ bahsettiği sırada, Atıf Hüseyin Bey’in : “ Vatan aşk ve muhabbetiyle “ diye cevap vermesi üzerine, dudak bükerek:   “ Vatan, insan ayaklarının yere bastığı yerdir “ demektedir [iii]. Sultan Hamid’in yaşadığı bunca tecrübelerden sonra, hala bu kavramı anlamakta sıkıntısı olduğunun göstergesidir.

Bu sitede TUNUS’un  Fransa’ya nasıl terk edildiği, 17.Mart.2023 tarihli çalışmamızda yayınlanmıştı. Aradan bu kadar sene geçtikten sonra bu olayın “ ver papazı, al papazı “ şeklinde literatürümüze girmiş olan atalar sözü ile ne kadar benzer olduğunu hatırdan çıkarmamamız lazım.

 

(Devam edecek)

 

[i] Sadeleştirmeler, asıl metnin arasında, parantez içinde gösterilmiştir. Bundan amacımız, protokolün orijinal metninin muhafaza edilmesi düşüncesidir.

Sık tekrarlanan kelimelerin anlamları, tekrarlarda verilmemiştir.

[ii] Protokol metni, “ TANİN “ Gazetesinin 02.Mart.1909 tarihli nüshasından alınmıştır.

[iii] M. METİN HÜLAGÜ, “SULTAN HAMİD’İN SÜRGÜN GÜNLERİ , PAN YAYINCILIK, İstanbul, 2. Baskı, 2007 s.120.

 

İlgili Malumatlar…

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir