Ana sayfa » SPK SABIKALIDIR !

SPK SABIKALIDIR !

Şubat 21, 2023

….SPK’nın geçmişi ve bu türden sabıkaları ciltlere sığmaz…

SPK  SABIKALIDIR !

Son günlerin tartışmalı konu ve kurumlarından birisi de İstanbul Borsası ve Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığıdır. 12 Eylül ihtilalinin ardından Turgut Özal ve Kaya Erdem Türkiye’de sermaye piyasalarının kurulması ve teşkilatlanması için büyük gayret gösterdiler.

Serbest piyasa sisteminin olmazsa olmazı olan organize pazarlar ve bunların kuruluş ve yönetimleri o dönem için yeni kavramlar sayılabilirdi.

12 Eylül öncesinde; altmışlı yıllarda, İstanbul’da Vakıf Han’da yerleşik birkaç borsa bankeri, tahvil ve hisse senetleri veya devlet iç borçlanma senetleri ticareti yapıyorlardı.

1960 ihtilalinin ürünü “ tasarruf bonoları “ bu bankerlerin asıl gelir kaynaklarıydı ve bu yoldan çok büyük paralar kazanılmıştı. Altmışlı yılların sonlarına doğru tasarruf bonolarının kaldırılıp, kesintilerin “ Mali Denge Vergisi “ ne dönüşmesiyle bu kaynak kesildi. Tasarruf bonolarının en büyük zengini, hiç şüphesiz, meşhur “ Banker Kastelli “ namıyla maruf  Cevher Özden’di.

Altmışlı yılların ilk yarısında Eskişehir merkezli bir “ HASTAŞ “ olayı yaşandı. O zamanın önde gelen siyasilerinin de başını çektiği bir ekip, insanları bu projeye ortak olmağa davet etti. Fakat maalesef sonu gelmedi. Bu olay Türkiye’de güvenilir bir sermaye piyasasının kurulmasına darbe vurmuştur.

Ancak tasarruf bonosu furyasının bitmesinin ardından, yetmişli yılların son yarısında yaygınlaşan “ BANKERLİK “ salgını başladı. Kıbrıs harekatı sonrasında, Amerikan ambargosunun ve Türkiye’ye uygulanan yaptırımların sonucunda yükselen enflasyon ve artan faizlerin ardından; valilik makamından 50 TL karşılığında, bankerlik ruhsatı alan,  son derece konforlu bir büro kuran; bir uzmanlık işi olan bankerlik mesleğine; bu işle hiçbir alakası olmayan, çaycısından, simitçisinden ne kadar ilgisiz ve uzmanlığı olmayan eğitimsiz insanlar varsa bu işe bulaştı. Sonucunda bir faiz fırtınası başladı. Aylık gelir ödemesi vaatli, çok yüksek rakamlı ve ödenmesi imkansız faizler karşılığında, banker çekleri mukabilinde insanlardan toplanan paralar, elbette ödenemedi. Paraları toplayanların bir kısmı kaçtı, bir kısmı, yargılama sonucunda mahkum oldu, ama olan insanların paralarına oldu.

1980 ihtilalinden sonra, düzenli bir sermaye piyasası kurulması amacıyla ciddi çalışmalar yapıldı. Önce 1981 yılında 2499 sayılı “ Sermaye Piyasası Kanunu “ kabul edildi. Ardından Borsa yönetmelikleri  hazırlandı ve 1986 yılında “ İstanbul Menkul Kıymetler Borsası “ açıldı. Birkaç yıl sayılı borsa komisyoncusu ve az sayıda aracı kurum temsilcileri ile faaliyet gösteren borsa, 1989 yılından sonra büyük bir ivme kazandı ve yaygınlaştı.

Elbette burada işlem yapanlardan kazanan bir çok kişi oldu. Ancak, bu kazananların yanında çok fazla kayıplar da oluştu. Kazanç ve kayıp ticari hayatın gerçekleridir. Ancak bu kayıplar; dışarıdan müdahale olmadan, işlerliği sağlanmış piyasa şartları içinde olması şartıyla tartışmasızdır. Eğer, işin içine hile ve piyasa bozucu işlemler katıldığı taktirde, bunların doğru boyutları ile tartışılması gerekir.

İşte burada anlatacağımız gerçekler tam olarak bu aykırılıkların ortaya koyulmasıdır. Öncelikle bir hususun altını kalın hatlarla çiziyoruz; bu yazı ve takip edecek olanları hiçbir şahıs ve kurumu karalamak amacını taşımamaktadır.

Kaçınılmaz bir şekilde, adının geçmesi lazım gelen “ Sermaye Kurulu Başkanlığı “ , olayların ne yazık ki, tam ortasında bulunmaktadır. Bu bakımdan aykırılıkların  sayılıp dökülmesinden kimse rahatsız olmamalıdır. Ders çıkarılmadığı için, bu günkü duruma erişilmiştir. Buna daha fazla göz yumulursa, her türlü tartışma dışında tutmak zorunda olduğumuz bu güzide kurumları kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya kalacağız.

Olaylar doksanlı yılların ikinci yarısında yaşanmıştır. Bir aracı kurum ile yasal acentası arasında başlayan ihtilaf, acenta tarafından Sermaye Piyasası Kurulu’na intikal ettirilmiş; yapılan denetim yetersiz olmasına rağmen, yapılmış olan usulsüzlüklerin büyük bölümünü saptamış, ancak olayın yargıya intikali Kurul Karar Organı tarafından engellenmiştir.

Burada çok önemli bir ayrıntının açıklanması gerekir. Borsa ihtilafları özellikleri olan ihtilaflardır. Bu alanda Kurul tarafından suç duyurusu yapılmadıkça, savcılıklar konuyu işleme almayıp takipsizlik kararları alıyorlardı. Nitekim acentanın savcılıklara yaptığı suç duyuruları da sonuçsuz kalmıştı.

Acenta, bu gerçeği bildiğinden, Cumhurbaşkanlığı makamına durumu ileterek yardım talep etti. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu da konuyu İlgili Devlet Bakanlığı aracılığı ile Başbakanlık Teftiş Kurulu’na havale etti.

Başbakanlık Teftiş Kurulu, Kurul denetçileri tarafından saptanan hususlara ilişkin suç duyurularının yapılmasının gerektiğine dair bir mütalaa hazırlayarak, ilgili Devlet Bakanlığına durumu iletti. İlgili bakanlık ile Sermaye Piyasası Kurulu arasında bu Başbakanlık Teftiş Kurulu raporu ve konuya ilişkin dosyalar kaybedilerek, konu örtbas edildi.

İşte bu süreç içinde, acenta tarafından Kurul başkanlığına yazılmış bir yazının örneği aşağıya alınmaktadır. Buraya aktarılan bu belgede, evrakların tarih ve numaraları, rakamlar, kurum ve şahısların isimleri gösterilmemektedir,  Bu olaylar dolayısıyla yaklaşık xxxxx     Milyon dolar civarında bir kayıp oluşmuştur.

 

İstanbul,

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı

Doç.Dr.Bahriye ÜÇOK Cad.No.13

06500 Beşevler ANKARA

 

İLGİ                        Tarih                    Sayılı yazınız.

Sayın Başkan,

İlgi’de tarih ve Sayısını vermiş olduğum yazınız elime geçti. Bahse konu olayların geldiği bu noktada, en ufak detayın dahi hukuken kullanılabilir belge haline dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu bakımdan izninizle yazınızdaki bazı hususların düzeltilmesi, noksanlıkların hatırlatılması, görmezden gelinmeye gayret edilen yasa dışılıkların aydınlatılması gereği vardır.

Öncelikle                       tarihinde Kurulunuzun İstanbul’daki bürosuna tevdi ettiğim dilekçe bir “bilgi talep etme” dilekçesi değildir. Bu müracaat, Başbakanlık Teftiş Heyeti Üyesi Başmüfettiş Sayın                                  tarafından tanzim edilen ve bir örneği anılan yazımın ekinde tetkiklerinize arzedilen raporda Kurulunuzdan   talep edilen yaptırımların yerine getirilmesi konusundaki beyan ve taleplerimdir. Sizden bu noktada beklentim de, bu şuç duyurularının hangi  yasal gerekçeye dayanarak  yapılmadığının  açıklaması   olabilirdi. Görüyorum ki, Kurulunuzun geleneksel davranış kurallarına uygun olarak, aynen seneler önceki denetimlerde yapıldığı gibi “ görmezden gelmek” inceliği sizi de etkilemiş.

Dilekçemin bu ana temasını bir kenara bırakarak, elimde bir kütüphaneyi dolduracak kadar bilgi ve belge bulunan ve başından sonuna kadar büyük bir özveri ve elem duyarak yaşadığım olayları anlatmaktasınız. Bu konudaki hassasiyet   ve   nezaketinize   şükran    borçluyum. Ancak, gelinen   bu  durumda nezaket ve hassasiyet ne yazık ki, yeterli değildir.

Kaldı ki, bu duyarlılık bugün değil, bundan yaklaşık dört sene önce denetim sırasında gösterilmeliydi. Yazımın ekinde üç adet makbuz takdim ediyorum. Bu imzasız makbuzlarla (EK 1) borçlandırıldım. Kurulunuzun uzman denetçileri tarafından    yapılan    denetimlerde      de    bu         belgeler     ne        yazık ki, görülememiştir. Bu makbuzların karşılıkları zamanın rayiçleri ile xxxxxx   Amerikan Doları tutmaktadır. Bu makbuzlar ve hiçbir belgeye dayanmadan yapılan  nakit  defter tahrifatının toplam karşılığı yaklaşık   xxxxxxx   Bin Amerikan doları civarındadır.

Yine  yazımın  ekinde  bir Menkul Kıymet Emanet Çıkış Makbuzunun fotokopisini takdim ediyorum (EK 2)                      tarihinde aracı kurumun nezdindeki   xxxx            No.lu hesabımızdan  xxxxxxx           TL’nominal değerde menkul  kıymet  teslimini  imza  altına  alarak  belgeye   bağlayan   bu   makbuzda aracı kurumun işyeri adresi   xxxx   yılında taşındığı işyerinin adresidir. Mahkeme dosyalarına intikal eden bu şekildeki Emanet Çıkış Makbuzlarının yaklaşık tutarı da  xxxxxxx    Liradır. Yüzlerce adedi bulan bu ve benzeri belgelerin tamamı, benim ve müşterilerimin onulmaz zararları göğüslemesine sebebiyet vermiş sahtecilikler içermektedirler. Bugüne kadar bunları zat-ı alinize arzetmek fırsatını lütfedip bahşetmediniz.

Aradan seneler geçtikten sonra kişiliğinizin inceliğinden kaynaklandığına inandığım duyarlılığın, o dönemdeki çalışma arkadaşlarınız tarafından ne derece gösterildiğini de takdirlerinize bırakıyorum.

Sayın Başkan,

Değil şahsınızdan, hiç kimseden lutuf, yardım,  ihsan, iltimas beklemiyor ve talep de etmiyorum. Benim peşinde olduğum yasaların işlerlik kazanmasıdır. Yukarıda arzettiğim  türden  belgelerin  yasal  geçerliliği  olan  belgeler olduğunu ve benim bunlar hakkındaki suç duyurusu taleplerimin doğru olmadığını, bu konudaki beyanlarımın ve gayretlerimin haksız olduğunu bana yazılı olarak bildirin.

Eğer bunu yazamıyorsanız, yasaların sizlere yüklemiş olduğu sorumluluğa rücu ediniz ve suç duyurularının yapılması yolundaki görevinizi yapınız. Bu görev yukarıda da arzettiğim gibi Başbakanlık Teftiş Heyeti tarafından da talep edilen bir yükümlülüktür. Bu yükümlülükte  Kurul  Karar  Organının  takdir  hakkı yoktur. Bunu da yapamıyorsanız istifa ediniz. Yasal düzenleme yapma yetkisine sahip   bir   kamu   kuruluşunun   Başkanısınız. Kurulunuz  kendi   yaptığı   yasal düzenlemelere kendisi uymamaktadır. Bu gidişle bu piyasayı toplamanız mümkün değildir. Çok  büyük sıkıntılara sebebiyet veriyorsunuz, bunun bedelini şu veya bu şekilde birileri ödüyor. Aynen benim ödediğim gibi.

Nazik yazınız elime geçmeden    xxxxxxx                                               takip eden günlerde bu hususta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına    xxxxx                      tarihli yazımda bildirdiğim suç duyurularını yapmış bulunuyorum. İnanınız, bu bana mutluluk vermedi. Bundan sonrası, yargının takdirindedir. Ancak yargının doğru işlemesi için bir takım koşullar gerekir. Belli nitelikteki insanlar bu koşulları kendileri sağlayabilirler.

Bu vesile ile çalışmalarınızda başarılar diler saygılarımı arzederim efendim.”

 

Bu yazıdan sonrası ne oldu. Öncelikle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir kamu davası açıldı. Bu dava tam on sene devam etti. İki hakim kendilerine yapılan siyasi baskıya dayanamadı ve davadan çekildi. Son ve üçüncü hakim, senede bir duruşma yaparak, zaman aşımı süresini doldurdu ve davanın ortadan kaldırılmasına sebebiyet verdi.

Diğer suç duyuruları da 4616 sayılı “Rahşan affı “ olarak bilinen af yasası kapsamına girdi ve ortadan kaldırıldı.

*

*             *

İkinci olay; yine  doksanlı yılların ikinci yarısında batan bir aracı kurumla ilgilidir. Bu aracı kurum büyük bir ekonomik sıkıntı içindedir.  Kurul denetçileri tarafından yaklaşık bir sene boyunca sürekli olarak izlenmiştir. Bu arada düzeltilmesi gereken hususlar sürekli raporlanmıştır.

Örneğin, aracı kurumun sermayesinin büyük bölümünün kaybolduğu, kaybolan bölümün aracı kurum sahibi tarafından Takasbank A.Ş. de bloke edilmesi gerektiği tespit edilmiş ve aracı kuruma kaybın karşılanması için süre verilmiştir.

Aracı Kurum, sermaye noksanını Takasbank’ta bloke  ettirmediği gibi, defter kayıt düzeni içinde de hiçbir işlem yapmadığı halde, anılan noksanın tamamladığını yazılı olarak Kurul’a bildirmiş; bu arada aracı kurum bünyesinde görev yapmakta olan Kurul uzmanları, Takasbank’tan teyit almadan ve aracı kurum defter kayıtlarında bunu kontrol etmeden, sermaye artırımının gerçekleştiğini kayıt altına almışlardır.

Aracı kurumun son döneminde, kurumda Kurul uzmanları devamlı kontrol amacıyla görev yapmaktadırlar. Kurul uzmanlarının aracı kurumda denetim görevine başlamadan önce, aracı kurumun Takasbank’ta müşteri adına kayıtlı kıymetli evrak mevcudunda bir noksan olmadığı resmen saptanmasına rağmen; Kurul uzmanlarının kontrol için göreve başlamalarını takiben, iki ay içinde, bütün kıymetli evrak stokunun kaybolduğu yine aynı uzmanlar tarafından resmen tespit edilmiştir.

Buraya aktaracağımız belge, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının konuya ilişkin hazırlık tahkikatı esnasında tanzim edilmiş olan bilirkişi incelemesine ilişkin rapordan bir bölümdür. Bölümde, yine isimler, evrak tarih ve numaraları gösterilmemektedir.

 

“…Sermaye Piyasası Kurulu hasar tespiti yapmak amacıyla tesis edilmiş bir makam değildir. Tamamı yatırımcılara ait büyük bir servetin iki ay içinde ortadan kaybolduğu, hele bir ayında Kurul denetçilerinin görevli olduğu bir yerde.  XX.XX.XXXX tarihli bilirkişi heyeti raporunun 16. Sayfasında olduğu gibi. Tespit edilen olumsuzluklara karşı alınan önlemlerin yerinde ve zamanında ve mevzuata uygun olduğunu söylemek kabil değildir. Nitekim adli makamlar da, bu rapor dolayısıyla yanılgıya düşmüşler ve konuya ilişkin müşteki başvurularına karşılık takipsizlik kararı vermişlerdir. (Bakınız EK 3). Yerinde ve zamanında alınan tedbirlerin yatırımcılara ait varlıkların kaybına değil, kurtarılmasına vesile olmaları gerekeceği görüşündeyiz.

Sermaye Piyasası Kurulu XXXX yılının XXXXX ayında kullandığı yetkileri iki ay önce kullanmış olsaydı, XX.XX.XXXX tarih ve XXXXXXX sayılı raporun 5. Sayfasındaki tabloda gösterilmiş olan kaydi ve fiziki toplamları arasında farklılık olmayan müşteri emanetindeki hisse senetleri kurtarılmış olacaktı. İşte bu durumda alınmış olan tedbirlerin yerinde ve zamanında olduğundan söz edilmek gerekir.

XXXXXX Menkul Değerler A.Ş.’nin batışı adım adım tespit edilmiştir. Ancak yasal yetkilerin kullanılmasında geç kalınmış, zamanlama hatası yapılmıştır. Aracı kurum battıktan sonra da; Sermaye Piyasası Kurulu denetçileri tarafından bir sene boyunca sürekli olarak tespit edilerek tutanaklara bağlanan ve bütün denetim raporlarına konu olan, aracı kurumun özsermayesinin tüketildiği, defter kayıt düzeninin yasal düzenlemelere aykırı olduğu hususları tekrarlanarak yeniden beyan edilmektedir. Kaybolan şirket ve müşteri varlıklarına ilişkin hesapların da, yasal düzenlemelere aykırı olarak tutulmuş defter kayıtlarından çıkarılmasına çalışılmaktadır.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun kendisine yasayla verilmiş olan en önemli görevi; tasarruflarını menkul kıymetlere yatıran halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak, sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını düzenlemek ve denetlemektir. Yasanın bu hükmü ile Sermaye Piyasası Kurulu’nun bu olaydaki tutumu çelişmektedir. Yasa koyucunun burada iki amacı vardır; bu şekilde bir taraftan halkın iktisadi kalkınmaya menkul kıymetlere yapılan yatırımlarla katılması, yani sermaye tabanının genişlemesi, diğer taraftan yapılan bu yatırımların güvence altına alınması istenmektedir.

XXXXXXXX tarihinde, sermaye piyasasına XXXXX Menkul Değerler A.Ş. aracılığı ile yatırılmış olan müşteri tasarruflarının güvence altında olup olmadığını kontrola giden Kurul denetçileri; bu güvenceyi sağlamak yerine, bu tasarrufların güvenli bir şekilde yok edilmesine zemin hazırlamışlardır.

Denetimler sırasında yapılan tespitler içinde traji komik muhasebe hataları vardır. (Bakınız, XXXXXXXX Tarih ve XXXXXX sayılı rapor EK 32/1 ve bu raporun “da” paragrafındaki “konuya ilişkin tespitler” ve EK 2) . Gerçekten kaybolan varlıkların nerelere ve nasıl kaçırıldıklarının tespitleri dahi doğru olarak yapılamamaktadır. Bu hususların kabul edilmesi mümkün değildir. Denetim mekanizmasındaki bu ihmalin mutlaka takip ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu konunun Kurul’un bağlı bulunduğu merci’e bildirilmesi ve bu makamın bilgisi dahilinde araştırılmasının da sağlanması hususunu Sayın Başsavcılığın takdir ve tensiplerine arzediyoruz.”

 

Alıntısı yapılmış olan iddianamenin ardından, bir kısım sanıklar tutuklanmış, Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde bir kamu davası açılmış; Ağır Ceza Mahkemesi yetkisizlik kararı alarak, davayı Asliye Ceza mahkemesine havale etmiş, yargılama süreci içinde “ Rahşan Affı “ imdada yetişmiştir. Bu gün bu olaylara karışan şahıslar, aklandıklarını beyan ederek, piyasada çalışıyorlar. Yargılama içinde yaşanan çok üzüntü verecek bazı olayları buraya aktarmadığımızı da ilave etmeliyiz.

Bu olayda da kaybolan onlarca milyon dolara baliğ olacak büyük bir servettir. Yatırımcılara ait paralar, tasfiye kurullarında heder olmuş, bir kısmı alacağının bir bölümünü alabilmiş, büyük bir kısmı ise takip etmediğinden alacakları kaybolmuş gitmiştir.

Her iki olaydaki toplam kayıplar, bu günkü rayiçlerle, yüzlerce milyon Liradır.

Yaşanan bu olaylar sırasında sorumlu görevde bulunan, en yüksek mevkiden en alt kademedeki bürokrata kadar bazı simaları, “ bu gün bazı siyasal hareketlerin içinde görmekteyiz “. Ülke geleceğine büyük vaatlerle talip olan kimselerin, etraflarındaki bu şahıslara karşı çok dikkat etmelerini tavsiye ediyoruz.

Türkiye avrupanın en genç ve dinamik nüfusuna sahiptir. Her alanda yeteri kadar uzmanı vardır. Genç, enerjisini tüketmemiş, aykırı işlere bulaşmamış şahıslar, bundan sonra aktif olarak kullanılmak zorundadır.

Sermaye Piyasası Kurulu’nun geçmişi ve bu türden sabıkaları ciltlere sığmaz. Bu sitede benzer belgeler, ders alınması düşüncesiyle zaman zaman yayınlanacaktır.

Bağımsız; özellikle Merkez Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi nakit piyasaların kontrolünde kilit yeri olan kurumların siyasal nüfuz altında tutulmasının tehlikesi ortadan kaldırılmadıkça, bu türden kayıpların “ KADER “ olmaktan çıkmayacağını bir hatırlatma olarak kaydetmek gerekiyor.

DİKKAT ! BU YIL 100. YIL. BU ÜLKEDE; 10. YILDA, 50. YILDA, GENEL AF İLAN EDİLDİ.

BÜTÜN PLANLAMALAR, BU GERÇEK NAZARA ALINARAK YAPILMALIDIR.

İlgili Malumatlar…

ÖKSÜRÜK İLACI

ÖKSÜRÜK İLACI

Hastalık doğru ilaçla tedavi edilir. ÖKSÜRÜK  İLACI  Rahmetli Yusuf Bozkurt Özal tarafından çok sık anlatılan basit...

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir