“Tarih “ i “ tekerrür “ diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi ?
Mehmet Akif Ersoy [1]
TARİHTEN DERS ALMAK
Türkiye ekonomisi bu günlerde ciddi bir dönemecin eşiğinde. Daha doğrusu, tehlikeli bir uçurumun başına doğru sürüklenme yolunda. Bu ülkede insanlar, bazı gerçekleri yaşamadığı, yaşadıklarını da unuttuğundan, ufak tefek hatırlatmaların faydalı olacağını düşünüyoruz.
1920’li yılların Almanya’sının yaşadığı büyük ekonomik kriz, ülkeyi, bir el arabası dolu kağıt para ile ancak bir ekmek satın alınabildiği günlere sürüklemişti. Şehir yönetimleri, insanların aç kalmaması için, her gün bir tas çorbayı köşe başlarında dağıtıyorlardı.
1930’lu yıllarda Amerika’da Wall Street’in çökmesi, bütün ülkeyi büyük bir krizin içine atarken, orada işsiz kalan büyük şirket yöneticilerinin de dahil olduğu kalabalıklar, aynen Almanya’da olduğu gibi şehir yönetimlerinin yiyecek yardımı kuyruklarında günlerini geçiriyorlardı.
Keynes, “ kabus dolu günler “ di, diye seneler sonra, o günleri anlatırken; insanların “ yarın “ kaygısına düştüklerini ve bu psikozun düzeltilebilmesi için uzun seneler harcadıkların yazıyordu [2].
İkinci dünya savaşından sonra tam bir harabeye dönmüş Avrupanın, başta Almanya olmak üzere, nasıl bir açlıkla ve sefaletle savaştıklarını bu gün her kes biliyor.
Bu günlerin ülkemizden uzak kalmasını diliyor ve istiyoruz.
Ekonomik çöküntü, felaketlerin en büyüğüdür. Ekonominin hassas dengelerinin en duyarlı olduğu yerler borsalardır. Çok geniş tabanla iç içedirler, etkileri çok büyüktür. Ekonomi yönetiminin çok kısa bir süre için bile olsa, kontrolü elden kaçırması, borsalarda inanılmaz felaketlere yol açar. Buralarda esasen, menkul kıymet alım satımı yapılırken, ekonominin geleceğinin alış-verişi yapılıyor. Burada “ yarın kaygısı yaratmak “ fevkalade tehlikelidir.
TAM O EŞİKTEYİZ.
Bu krizin bir an önce çözülmesi, ama pansuman yapılarak değil; tabandan, tavana yeniden yapılanarak halledilmesi gerekir.
Senelerden beri yüksek enflasyonun yaşandığı ülkemizde; sürekli olarak her sene, fiyat artışlarının yüzde onun altına düşürüleceği vaadi ile insanlar avutulabilir. Ancak, bu enflasyon baskısının yanı sıra, böyle bir finansal krizin taşınması olanaksızdır. Uzayacak süreç iflaslar, işsizlikler ve sefalet getirecektir.
* * *
Bu konuda “ tarihsel hatırlatmalar “ la yine bazı örnekler vermek istiyoruz:
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulmuş olan Almanya Federal Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı olan Theodor Heuss’un “ Gençlere Hitaplarım “ adlı kitabının ön sözünü yazan Hans Bott, savaşın sona ermesinden seneler sonra, o yaşanan kötü günleri değerlerken: [3]
“ Bugünün gençliği hava saldırıları altında, evsizlik sorununun ne olduğunu öğrenerek büyüdü. Onlar, açlık, çaresizlik ve vatansızlığı yaşadı.
Gençler; vahim günler içinden, hayalleri yıkılmış bir şekilde, elem ve korku dolu çocukluğun ardından, vaktinden önce erginliğe erişip bağımsızlaşarak hayatla tanıştılar.
Buna rağmen, arkadaşlık dayanışması ile birbirleriyle kaynaşarak, sosyal hayata hazırlık olarak değerledikleri; iyi, temiz ve insani vasıflı seçkin duygulara sahip oldular.
Bugün bu gençler, ailelerine ve eğiticilerine ihtiyatla ürkeklikle ve eleştiri ile bakıyor. Çünkü, dünyada olabilecek her şey hakkında yetişkinlerin kendilerine söylediklerinden ve onların inanılırlıklarından kuşku duyuyorlar. “
Nesiller arasındaki bağların kopmaması, toplumun ruh sağlığının kaybolmamasına bağlıdır. Bizde “ açlık imanı bozar “ diye bir atasözü vardır. Bunun doğruluğunu sınamaya teşebbüs etmemek gerektiğine inanıyoruz.
* * *
Son söz olarak, bir de Viktor Hügo’dan alıntı yapmak faydalı olacaktır:
Sefiller’in başlangıç sayfası:
“ Kanunlar ve gelenekler zoruyla uygarlığımızın bu günkü ortamında yapay cehennemler yaratan bir sosyal açmaz var oldukça ve tanrısal kader tanısına, insanlar tarafından yaratılmış alınyazısı eklendikçe;
Yüzyılın üç büyük sorunu olan; erkeğin proleterleştirilerek aşağılanması, kadının açlık yüzünden kötü yola düşmesi, çocuğun ruhsal çöküntü dolayısıyla korumasız kalması sorunları çözümlenmedikçe;
belli yaşam alanlarında insanların yaşarken ölümü tattığı veya çok daha genel bir bakış açısından gözlemlendiğinde, dünyada cehalet ve sefalet hüküm sürdükçe, elinizde tuttuğunuz bu kitapların yararsız olduğu söylenemez [4] “.
Houteville house, 1862
Yıllar; 1920, 1930, 1956
Bazı kavramların bizlere bir şeyler hatırlatması gerekiyor !…
[1] Mehmet Akif Ersoy tarafından Emir Abbas Halim Paşa’ ya yazılmış bir dörtlüktür aslı:
Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey !
Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi ?
“ Tarih “ i “ tekerrür “ diye tarif ediyorlar,
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi ?
Şeklindedir. Ömer Rıza Doğrul tarafından toplanan “Safahat” ın sonuna eklenen “KIT’ALAR” bölümünün hemen başına yerleştirilmiştir.
[2] Keynes, “ Politik und Wirtsacharft”, J.C.B. Verlag, Tübingen, 1956 s. 193 “ Der grosse Witrscahftssturz von 1930”
[3] Theodor Heuss; II. Dünya Savaşından sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanıdır. Buraya aktardığımız bölüm, onun, 1956 yılında, Rainer Wunderlich Verlag, Hermann Leines, Tübingen’de basılmış olan “ Reden an die Jugend “ adlı kitabının, Hans Bott tarafından yazılan önsüzünden alınmaktadır. Aktarılan bölüm “ önsözün hemen başlangıcıdır “
[4] Karl Vogels Verlag Berlin; Tarihsiz, 1890’ larda olması gerekir. Almanca tercümesinden alınmıştır.


0 Yorum