Ana sayfa » İNGİLTERE’NİN İSTANBUL SEFİRİ SİR HENRY ELLİOT VE SULTAN AZİZ II

İNGİLTERE’NİN İSTANBUL SEFİRİ SİR HENRY ELLİOT VE SULTAN AZİZ II

Ağustos 14, 2021

m

(köşkler , saraylar , bahçeler inşa ve imali gibi israfat nevinden sarfiyat…)

 İNGİLERE’NİN  İSTANBUL  SEFİRİ  SİR  HENRY  ELLİOT’UN KALEMİNDEN     

SULTAN ABDÜLAZİZ’İN SON DÖNEMİ  II

(Bölüm I’den devam)

…” Abdülaziz’in tahttan indirilmesini sağlamak için doğrudan doğruya ön ayak olanlar Mithat Paşa ile Serasker Hüseyin Avni Paşa idi. Mehmet Rüştü Paşa’nın işin başından beri bundan haberdar olup olmadığına dair kesin bir şekilde bilgim yoktur. Anladığım kadarıyla işbu olaydan üç gün evvel vatanın kurtulması için Mebuslar Meclisinin kurulmasının zorunlu olduğuna ve bunun gerçekleştirilmesinin Abdülaziz’in tahttan indirilmesine bağlı bulunduğuna dair Rüştü Paşa ikna edilmiş ise de işi gerçekleştirip sorumluluğu üzerlerine alanlar yalnız Mithat Paşa ile Hüseyin Avni Paşa idi. “

….” Hüseyin Avni Paşa Serasker sıfatını taşıdığından kışladan bir alay asker çıkararak sarayın etrafını kuşatmakta sıkıntı çekmedi ve bunu gürültü ve heyecan yaratmadan uyguladıktan sonra kapıyı vurup Kızlar Ağası’nı çağırarak Abdülaziz’e gidip tutuklu olduğunu söylemesini emretti. Abdülaziz’in başlangıçta niyeti direnmek olmasına rağmen , Hüseyin Avni yanına çıkarak her türlü karşı koyma ve direnmenin faydasız olduğunu anlattı. Abdülaziz de başka çare olmadığını görerek teslim oldu. “

….” Murat Efendi’ye resmi bir şekilde haber gönderilip Askerlik Dairesine (bu günkü İstanbul Üniversitesi) getirilerek orada bulunan askerle ve o zamana kadar toplanmış olan ahali arasında Osmanlı tahtına çıkarıldı … “

….” Abdülaziz başlangıçta Topkapı Sarayı’na götürüldü ise de -kendi talebi üzerine – …. Çırağan’a naklolundu.”

…” Sultan Murad’ın tahta çıkışının haberi bütün vilayetlere telgrafla tebliğ olunduğunda her sınıf ahali tarafından gösterilen sevinç ve neşe bu hususta mevcut olan vesvese ve ızdıraba son vererek , Abdülaziz’in birkaç sene içindeki kötü yönetiminin kendine sahip çıkacak bir dost bile bırakmadığını gösterdi. “

…” Bu zamana değin her şey yoluyla cereyan eyledi. Fakat bu halin devam eylemesi düşünüldüğü gibi olduğundan bir birini takip eden bir çok olaylar meydana gelip bütün ümit ve güveni az zamanda yok etti. Meydana gelen olaylardan en önemlisi Abdülaziz’in vefatı idi. Bura ahalisi arasında bu vefatın meydana geliş şekli bilinmediğinden ve padişahın katledildiği düşüncesi hala mevcut olduğundan buna dair birkaç söz söylemek yakışıksız olmaz…”

…” Haziran ayının üçüncü günü sabahleyin Abdülaziz’in şah damarını makas ile keserek intihar ettiği haberi duyulur duyulmaz – kendim de dahil olduğu halde – padişahın vefat sebebinin intihar olmayıp bilakis katlolduğuna şüphe eden bir fert bile yok idi desem caizdir. Ve benim bu konudaki şüphem ta öğleye değin sefaret hekimi doktor Dickson’ın raporunu alıp içerdiği ayrıntıyı görünceye kadar devam etti. Doktor Dickson gayet becerikli ve tecrübeli bir zat olup cinayet belirtilerini görüp geçecek adamlardan olmadığından Abdülaziz’in intihar ettiğine dair zerre kadar şüphesi olsa idi benden – kendi sefirinden – saklamayıp gerçek durumu bildirir idi. Fakat doktor Dickson Abdülaziz’in cesedini muayene ettikten sonra doğrudan doğruya Tarabya’ya gelerek olayın kesin bir şekilde intihar olup katlolunduğuna dair ortada dolaşan dedikoduların aslı esası olmadığına beni inandırdı. Doktor Dickson ve doktor Milincen namında diğer İngiliz bir doktor dahil olduğu halde İstanbul’un en tanınmış doktorlarından on sekiz veya on dokuz doktor Abdülaziz’in cesedini muayene edip vefat sebebini araştırmak üzere hükumet tarafından resmen davet olunarak  bunların tamamı – içlerinden bazısı sefaretlere mensup olup kalanların kimisi Müslüman , kimisi Rum , kimisi Ermeni olduğu halde – istisnasız hepsi olayın intihar olduğuna karar vermişlerdi …”

…” Doktor Dickson ile doktor Milincen’den başka cesedi muayene eden doktorlar arasında istikamet ve sadakatleri belli olan bazı ecnebiler bulunup Abdülaziz’in katledildiğine dair zerre kadar şüphe hisseylemiş olsaydılar derhal açıklayacakları bilinse de bunların hepsi olayın intihar olduğuna karar kılıp hatta üç sene sonra Abdülaziz’in vefat sebebinin “ katil “ olduğu sorunu ortaya atıldığı zaman Fransa sefareti hekimi doktor “ Marvin “ ile doktor “ Dickson “ başlangıçtaki saptamalarını değiştirecek hiçbir olgu meydana çıkarılmadığından kanaatlerinde sebat ettiklerine dair bir risale bile bastırmışlardı…”

… “ Abdülaziz’in kanında cinnete istidadı olduğu muhakkaktır. Biraderi ve önceki padişah Abdülmecid yaşantısındaki aşırılıklardan dolayı genç yaşta kendini hasta etmişti. Amcazadesi [i] ve takipçisi Murat tahta çıkar çıkmaz tecennün eyledi. Abdülaziz kendisi dahi hayli defalar rahatsızlık belirtileri göstererek bunların en önemlisi 1862 senesinde bir olağan dışı görevlendirme ile Atina’ya gittiğimde ortaya çıkıp sonraları Lord Derby’ye göndermiş olduğum raporlarımda Abdülaziz’in işbu illete duçar olduğunu beyan ederek hastalığın şekli hakkında bazı ayrıntıları bile vermiştim….”

…” Ta evvelinden bu derece cinnete istidadı olduğu halde başına gelen felaketin tesiri ile bütün aklını kaybedip intihar etmesi şaşılacak bir şey olmayıp bilakis içinde bulunduğu şartlar nazara alınınca beklenen bir şeydi…. İmparator Napolyon’un tahttan indirildiği haberi geldiğinde Abdülaziz’in ağzından ilk çıkan söz “ Hala bu adam yaşamağa tenezzül ediyor !..” sözü idi…”

(Devam edecek)

 

 [i] Yazar burada “ amcazadesi “ deyimini yanlış kullanıyor. Doğrusu “ yeğeni “ dir.

İlgili Malumatlar…

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir