Ana sayfa » KAMİL PAŞA’DAN SULTAN HAMİD’E 30.HAZİRAN.1891 TARİHLİ ARİZA

KAMİL PAŞA’DAN SULTAN HAMİD’E 30.HAZİRAN.1891 TARİHLİ ARİZA

Temmuz 24, 2021

m

(… devlet-i aliye bu günki gün vadi-i tehlikeye girmekte olup , bu halin devamı taktirde maazallah-ı teala yeniden bir devlet-i İslamiye teşekkül ederek…)

ATATBE-İ SENİYEYE ARİZA-İ HUSUSİYE SURETİ

Tab’-ı hümayun-u mülukanelerine giran gelecek olsa dahi (padişahımızı bıktıracak olsa dahi) hakk-ı şahanelerinde teveccüh-ü umumiyi  ve hukuk-u mukaddese-i hazret-i hilafet-penahiyi (padişahımız hakkında halkın taşıdığı teveccühü ve aynı zamanda hilafet makamının kutsal hukukunu)  muhafaza arz-ı hakayık-ı ahval (gerçeklerin arzedilmesi) ile ifayı fariza-i ubudiyet-i kemteraneme (gerçeklerin arz edilmesi ile zavallı kulluk görevlerimin gereklerini yerine getirilmesine) müsaade-i seniye-i şehriyarilerini (yüksek müsaadelerini) istirham ederim.

Arz ve beyandan müstağni olduğu (açıklamağa gerek olmadığı) üzere dünyada en ziyade hassiyet (güç) hissi olanlar asabi-ül-mizac (sinirli yapıda) ad olunanlar olup , ez-kiyayı alem (dünyanın en zekisi) dahi ekseriya bunlardır. Veli-i nimet-i bi-minnetimiz zat-ı şevket-simat verdiği nimetleri başımıza kakmayan , güçlülük karakter özelliği olmuş) efendimiz hazretleri bu cümlenin ser-efraz-ı revnak-tırazi (başını dik tutarak göz kamaştıran) ve kulları gibiler dahi acizi olup, hissiyat ise meşhudat ve mesmu’atın tesiratıyla (görülen ve duyulanların tesirleriyle) hasıl olarak , nev’ine göre ya ruhu ferah-yab (duruma göre ruhen aydınlık) veyahut tab’-ı naziki (ince yaratılışı) tazyiki ile vücudu duçarı-ı ızdırab (kendisini sıkıntıya gark) eder. İşte şayan-ı tetkik olan bu nev’i hissiyattır ki iras ettiği ızdırab-ı deruni (yarattığı derin sıkıntıları) def içün insan çare taharrisine (çare aramağa) ve ittihaz-ı tedabir-i ihtiyatiye (karşı önlemler almağa) muhtaç ve mecbur olur. İşbu hassiyet-i tabi’iyenin (doğal gücün) esrarına (sırlarına) vakıf olunan , bunu celb-i menfaat yolunda istimale tasaddi eyleyenlerden (çıkar için kullanmak isteyenlerden)  , erbab-ı hiyel (hileciler) , insanda bu nev’i hissiyat-ı sun’iye ile husule getirerek (insanda bu biçim yapay kuruntular yaratarak)  kendileri istifade ve halkı ızrar etmektedirler (halka zarar vermektedirler). Mesela , bir memlekette asla haiz-i ehemmiyet olmayan (önemsiz) bir küçük vakayı mübalağa ile tecessüm ettirerek (büyüterek) veyahut bir guna (şekilde) asıl ve esası olmaksızın vahim-ül-akıbe bir büyük haber ihtira ederek (sonu çok kötü olacak bir haber icad ederek), bunu öteye beriye neşir ve ilan etmek vasıtasıyla o memleketin tahvilatı eshabında (devlet tahvili alacaklılarına) mucib-i endişe hissiyat (karamsarlık) husule getirmesiyle her kes def-i endişe (korkudan kurtulmak için) ve ızdırab içün (zararına) tahvilatını satmağa müsaraat (acele) eylediğinden , fiyatlar düşüp , gerçi iki üç gün sonra neşriyat-ı vakanın adem-i sıhhati zahir olarak (yayınlanan olayların yalan olduğu anlaşılarak) , tahvilat eski kıymetine ricat eder ise de , bu arada erbab-ı desayis (hileciler) tahvilat iştirasıyla (alımıyla) hayli kar edip , satanlar ise duçar-ı hasar olurlar (zarar ederler). Bu minval üzere sun’iye ile (yapay olarak) mucib-i endişe hissiyat husule getirmek vasıtasıyla devletlerin dahi bazıları istifade ve diğerleri zarar-dide olmaktadırlar.

Bizde dahi vaki olmakta olan aynı halin gerek halka ve gerek devlete ve bahusus veli nimet-i bi-minnetimiz şevket-meab efendimiz hazretlerine iras etmekte olduğu mazarrat (efendimiz hazretlerine vermekte zararlar) , hakayık-ı ahvale vakıf olan esdakı bendeganı (gerçek durumları bilen sadık kullarını) düşündürmektedir.

Şeref-i kurbiyet-i şahaneye (padişaha yakın olmak şerefine) nail olabilen eshab-ı hiyel ve desayis (hileciler) , asla ehemmiyeti olmayan adi bir şeyi nazargah-ı aliye gayetle cesim ve akıbeti vahim bir şekilde (asla önemi olmayan basit şeyleri padişahın huzuruna çok büyük ve kötü sonuçlar yaratacak şekilde) arz ederek ve bazan asıl ve esası olmayan ve vuku’u gayr-ı muhtemel (olması imkansız) olan şeyleri ihtira eyleyerek (yaratarak) , vücud-u hümayun-u mülukanede (padişahta) endişe ve ızdırabı mucib hissiyat husule getirip , işbu ızdırabın def’ine çare olmak üzere eshab-ı hile (hileciler) tarafından gösterilen veyahut arz olunan ahvalin sıhhatine itimaden taraf-ı eşref-i şahaneden (padişah tarafından) ittihaz buyurulan tedabirin zımnında (önlemler bağlamında) erbab-ı desayis müstefid oluyorlarsa da (hileciler kazançlı oluyorlarsa da) , bir takım bendeganın hidmet-i devletten mahrum ve bazı kimselerin dahi hidmetle veyahut ikamete memuriyetle öteye beriye teba’üd edilmesi (padişahın yakınındaki bazı kimselerin devlet hizmetinden mahrum ve bazı kimselerin de  bir hizmet için veya mecburi ikamete memur edilerek öteye beriye uzaklaştırılması) merhamet-i seniyeye münafi (padişahın merhametine aykırı) olduktan başka , ber vech-i maruz (anlatıldığı şekilde)  ihdas olunan hissiyat-ı endiş-nakın (yaratılan sıkınıtlı hissiyatın) cümle-i netayicinden (sonucundan) olarak, bir şeyhin zikir ve mukabele (zikir ve ibadet) içün akd-i cemiyet etmesinin (toplantı düzenlenmesinin) men’i ve ahalinin hitan (sünnet) veya velime (düğün) cemiyetlerine müsaade olunmaması ve birkaç ahbabın (tanıdığın) bir yere içtima’ı (toplanması) halinde bunun su-i zan tahtında tutulması gibi ahval halkta hürriyet-i tabi’iyesini ne derece tazyik edeceği vareste-i arz olduğundan (bu tür toplantıların halkın özgürlük duygularını ne derece zedeleyeceğini arza gerek olmadığından) , hakk-ı hümayun-u cenab-ı şehriyaride elzem olan teveccüh-ü umumiyenin muhafazasına memur bir abid içün bu hali nazar-ı teemmülden dur etmemek tabi’i olup (halkın padişahına beslediği genel memnuniyetin muhafazasına görevli birisi için bu hususu gözden kaçırmamak doğal olup)  , binaberin (bundan dolayı) bu halin devlete iras etmekte olduğu mazarrat (bu halin devlete vermekte olduğu zarar) , en ziyade haiz-i ehemmiyet olarak , çünki desise-karanın vücud-u lazım-ül-vücud hümayunda beslemekte oldukları hissiyattan mütevellid endişe (çünki hilecilerin padişahımızın olmazsa olmaz hissiyatında yarattıkları endişe) , her halde insana badi-i tesliyet olması (her halde insanı sakinleştirmesi)  lazım gelen emniyeti bil-külliye (güveni tamamen) mahvettiğinden , bu keyfiyet devletin menfaatine (bu durum devletin çıkarına) veya def-i mazarratına (bu zarardan kurtulmağa) dair bab-ı aliden vuku bulmakta olan maruzatın kabulüne (bab-ı aliden arzolunan beyanların kabulüne) mani olmakta olması hasebiyle umur-u mülkiye ve siyasiyeye müteferri (idari ve siyasi işlerden kaynaklanan) bir takım mesalih-i mühimme (bir takım önemli işlerin) sekte-dar olmağla (aksamasıyla) beraber , Mısır meselesinin müzakeresinde encümen-i hususinin dahi teslim-gerdesi (kabulü) olduğu üzere , devlet-i aliye bu günki gün vadi-i tehlikeye girmekte olup , bu halin devamı takdirde maazallah-ı teala yeniden bir devlet-i İslamiye teşekkül ederek çok zaman mürur etmeksizin devlet-i osmaniyenin hali diğer gün ve eslaf-ı şahanelerinin zaman-ı saltanatlarında bunca şan-ı muzafferiyetlere hidmet eden türk milleti , elyevm Bulgaristan’da kalan ehl-i islam ile hem-hal olacağı edna mülahaza (basit bir düşünce) ile anlaşılacağından , fevk-al-gaye ehemmiyeti  (son derece önemi) haiz olan Mısır meselesi bir an nazar-ı dikkat-i şahanelerinden dur tutulmayarak ol babda olan maruzata itimad buyurulmasını ve iştibah buyurulduğu (şüphe edildiği) takdirde derhal yeniden bir heyet-i vükela teşkiliyle devlet-i aliyelerinin temin-i istiklali hususunda iza’a-i vakit buyurulmamasını (derhal yeni bir bakanlar kurulu teşkiliyle Osmanlı devletinin bağımsızlığının sağlanması konusunda zaman kaybedilmemesini) canımdan aziz bildiğim veli-nimet-i bi-minnetimiz efendimizden hassaten istirham ederim. Ol babda ve katıbe-i ahvalde irade ve ferman hazret-i veliy-yül-emr efendimizindir.

Fi 18 Haziran sene 307 (30 Haziran 1891)

KAYNAK : HATIRAT-I SADR-I ESBAK KAMİL PAŞA

KOSTANTİNİYE 1329 – S.64 v.d.

Açıklamalar :

Kamil Paşa bu arizasında , esasen görevden alınmasını talep ediyor ve baştan sona kadar olabildiğince dolaylı yollardan devletin içine düştüğü sıkıntıları anlatmağa çalışıyor.

Gerçekten , 1880’lü senelerin tamamı devletin diğer sorunlarının yanında en çok Mısır , Rumeli meseleleriyle uğraştığı senelerdir. Osmanlı İngiliz görüşmelerine önce Evkaf Nazırı , bilahare Sadrazam olarak katılan Kamil Paşa büyük uğraşlar sonucu birkaç defa uzlaşma sağlanmasına rağmen , Abdülhamid’in karşı çıkması ile sorunun çıkmaza girdiğini görmüş ve karamsar olmuştur.

Osmanlı tarafı , İngiltere’nin Mısır’daki varlığını egemenlik haklarının ihlali olarak görüyor , bir an önce Mısır’dan İngiliz askerinin tahliyesini talep ediyor. İngiltere ise Osmanlı askeri ile birlikte Mısır’da asayişin sağlanmasından sonra tahliye şartlarının görüşülebileceğini ileri sürüyor.

Abdülhamit Mısır’a Osmanlı askerini göndermek istemiyor , çeşitli bahaneler icat ediyor. Seneler boyu uzayan görüşmeler sonucunda mutabakat sağlanıyor. Bütün görüşmeler safha safha Abdülhamid’e iletilmesine ve onayının alınmasına ve anlaşma metni İngiliz Kraliçesi tarafından imzalanmasına rağmen , padişah son anda imzadan imtina ediyor.

Bütün çekincelerin esas nedeni Mısır’a Osmanlı askerinin sevki konusudur. Abdülhamid , önce yabancı topraklara giden Osmanlı askerlerinin , evlerine döndükten sonra ülkelerini beğenmediklerini söylüyor ; bilahare Rumeli’den , özellikle de Arnavut askerlerinden oluşan birlikler gönderilmesi konusu açılınca,  Rumeli’deki askeri gücün zayıflayacağı düşüncesi ile imzayı reddediyor.

Bu anlaşmazlığın bu şekilde sonuçlanması , Mısır meselesinin tamamen İngiltere’nin kontrolüne geçtiği anlamına geliyor ve Mısır fiilen artık İngiltere’nin keyfine terkedilmiş oluyor.

İşte bu  nihayetsiz çalışmaların akamete uğramasının doğuracağı sonuçları da gören tecrübeli devlet adamı Kamil Paşa , devletin istiklalini kaybedebileceği hatta çöküntüye uğrayabileceği tehlikesinde olduğunu padişaha arz ederek görevden affını sağlamağa çalışıyor. Nitekim , bu arizadan üç ay sonra 4 Eylül 1891 tarihinde görevden azlediliyor.

Bu meseleler , o dönemde İngiltere tarafında da ele alınmış ; meşhur İngiliz casusu Prof. Arminius Vambery (nam-ı diğer Peşte’li Reşit Efendi) 28 Ağustos 1892 tarihinde İngiliz Foreign Office’den Sir Philip Currie’ye yazdığı mektupta ; Abdülhamid’in vatan sevgisi ve politika dehasından bahsettikten sonra  , onun kendisinden önceki padişahlara göre büyük bir talihsizlik içinde olduğunu söylemekte ve :

“… kader onu hiç kollamamış ve seleflerinin hataları ve Avrupa politikasının bu günkü durumu onu çok zor durumda bırakmıştır. Zamanla Türkiye’nin gerçek çıkarlarının gerektirdiği yol ve yöntemleri bulamazsa gelecekteki durumu hiç açıcı olmasa gerektir…”[1]

diyerek bir bakıma Kamil Paşa’nın bu arizasında yapmış olduğu saptamalara iştirak etmiştir.

 

[1] M.Kemal Öke : Saraydaki Casus sayfa 104

İlgili Malumatlar…

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir