(Osmanlı devletinin yanlış yolda yürüdükçe, elbette kaybedeceğini ve cezalandırılacağını söylemiştim.)
LORD SALİSBURY’NİN OSMANLI HAKKINDAKİ BEYANLARI[i]
LORD SALİSBURY
Robert Arthur Talbot Gascoyne Cecil Salisbury, Derby (1866-67) ve Disraeli (1874-78) kabinelerinde Hindistan İşleri Bakanlığında bulunmuştur. 1877’de İstanbul Konferansında tam yetkili olarak görevlendirilmiştir. Dış İşleri Bakanlığı yaptı. Berlin Konferansına katıldı. Rusların yayılmacı politikalarına karşı sert tutumu oldu. Disraeli’nin ölümü üzerine (1881) Muhafazakar Parti Lideri ve Başbakan oldu ve bu makama üç defa geldi.
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında dünya siyasetinin en önde gelen isimlerinden birisidir.
AÇIKLAMALAR
On dokuzuncu yüzyıl, Sayın Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın söylediği gibi, “ İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı “ dır. Biz buna ufak bir ekleme yapıyoruz ; “ İmparatorluğun En Uzun Son Yüzyılı “ dır, diyoruz. Gerçekten, Osmanlı için On dokuzuncu yüzyıl çok kötü başlamış, çok da kötü geçmiştir.
Yüzyılın hemen başında Üçüncü Selim’in hal’i, ardından Dördüncü Mustafa’nın tahta çıkışı ve Alemdar vakası, takiben İkinci Mahmut’un tahta çıkması ve siyasi istikrarın sağlanması gayretleri…
İçeride bunlar olurken, dışarıda Yunan ve Sırp isyanı ve bağımsızlık ve özerklikleri; hemen ardından Mehmet Ali Paşa ayaklanması…
Kısa bir zaman içinde iki defa donanması tahrip edilmiş devlet, bir de kara ordusunun yeniden düzenlenmesi işleriyle uğraşırken, Mehmet Ali Paşa ordusu Kütahya önlerine kadar gelivermişti.
Telaşa kapılan İkinci Mahmut Rusya’dan yardım isteyince; İngiltere, Rusya’nın yayılmacı emellerinin önünü almak için olaya müdahil olarak, meselenin çözümlenmesini sağlamıştı. Bütün bu olayların tek kazanını vardı, o da İngiltere idi. Bu kadar karmaşanın içinden, önemli ticari kazançlar sağlayacağı imtiyazlar elde ederek çıkmıştı.
Kırım savaşındaki işbirliği ve Paris antlaşması ile de Osmanlı Devletinin avrupadaki varlığının kabul edilip garanti altına alınması, Osmanlı tarafını rahatlatmıştı.
Ama bu destekleri veren İngiltere, 1877’de Osmanlı Rus harbinde Osmanlı’ya destek vermeyeceğini açık bir şekilde bildirdi. Padişah dahil, bütün Osmanlı ricalinin, açıkça dillendirilmese bile beklentisi, bir şekilde İngiltere’nin Osmanlı’ya destek sağlayacağı yolundaydı.
Ancak olaylar beklendiği biçimde gelişmedi ve umulan destek savaş kaybedilip, Rusya’nın İstanbul’a kadar gelmesinden sonra geldi. Durum İngiltere’nin yeniden işe el atmasını gerektirdi. Çünkü bütün siyasi dengeler değişiyor, ortaya büyük bir Osmanlı mülkünün paylaşılması sorunu çıkıyordu. Bu paylaşımda, bir çok devletin büyük beklentileri vardı ve buna kayıtsız kalınamazdı.
Yeniden kollar sıvandı, şartlar hazır oluncaya kadar Osmanlı’yı yaşatacak geçici çözümler bulundu. Berlin antlaşması, bu yoldaki ilk adım oldu.
Rusya’nın, İstanbul ve Aya-Sofya düşünceleri, aslında İngiltere’yi pek ilgilendirmiyordu, ama “ sıcak deniz “ hayalleri, İngiltere’yi rahatsız ediyordu [ii].
Doğu Akdeniz, Hindistan yolunun güvenliğini sağlamak bakımından İngiltere için büyük anlam taşıyor ve bu bölgenin tek hakimi olmak istiyordu. Bunun için önce Mısır, sonra Kıbrıs ele geçirildi. İngiltere için en önemli iş bitmişti, Hindistan yolu garanti altındaydı.
Bu arada, Karadağ, Bosna-Hersek, Makedonya, Arnavutluk ve Bulgaristan ve Şarki Rumeli sorunları kanamaya devam ediyordu.
Fransa’nın Mısır hayalleri, Tunus’un onlara verilmesi ile çözümlenmişti. Bu arada Fransa bir emr-i vaki ile Cezayir’i de işgal etti.
İşte Salisbury bu konuşmasını tam bu ortamda yapmaktadır. Girit meselesi ile bağlantılı Türk – Yunan savaşının çıkmasına çok az bir süre kalmışken, Salisbury’nin söylemleri çok dikkat çekicidir.
Yeri gelmişken çok önemli bir ayrıntının da burada kayda geçirilmesi gerekmektedir. İngiltere muhalefet lideri liberal Gladstone’un Abdülhamit tahta çıktığı gün yayınladığı broşürde:
“ …Türklerin, insanlığın en büyük düşmanı olduğunu belirterek, medeni dünyadan onların bütün silah ve ağırlıkları ile birlikte avrupanın dışına atılmaları gerektiği…”
söyleniyordu [iii].
Muhalefet lideri Gladstone’un bu sözlerinin; Salisbury’nin konuşmasının aşağıya aktarılan bölümü ile bir arada düşünülmesi gerekir:
“…Osmanlı devletinin yanlış yolda yürüdükçe, elbette kaybedeceğini ve cezalandırılacağını söylemiştim. Bu düşüncemde bu gün de ısrarcıyım. Avrupanın güney-doğusuna musallat olan bu korkunç hastalığın ortadan kaldırılmasını sağlamak için bu gün avrupanın büyük devletleri arasında eskisinde olduğundan daha fazla bir fikir birliği vardır. Sanırım, devletlerin amaçları uyuşmak ve el birliğiyle çalışmaktır… “
Bu ayrıntıları günümüze de taşıyabiliriz. Günümüzde de Amerika Birleşik Devletleri Başkanlarından Johnson’un İsmet İnönü’ye ve Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazdıkları mektuplar; içerikleri, dilleri ve tonları farklı olmakla beraber bu siyasi ekolün devamıdır. Aradan geçen yaklaşık 150 seneden fazla bir zamana rağmen, süreçte değişen pek bir şey olmadığı anlaşılıyor.
Bu açıklamalardan sonra Lord Salisbury’nin konuşmasını aşağıya aktarıyoruz. Konuşma eski yazıdan bugünkü Türkçeye tarafımızdan çevrilmiş ve sadeleştirilmiştir:
LORD SALİSBURY’NİN BEYANLARI
Lord Salisbury Londra belediye başkanının göreve seçilmesinin yıldönümü münasebetiyle tertiplenen, içinde bulunulan ayın dokuzuncu günü (9 Kasım 1896), pek çok bakan ve siyasetçinin hazır bulunduğu törende günlük siyasi meseleler hakkında bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmada Türkiye ile ilgili görüşlerini yansıttığı bölümlerin tercümesidir :
“ Osmanlı ülkelerinin içinde bulunduğu sıkıntılara gelince, İngiltere’nin bu meselelere tek başına müdahalede bulunmasının gerektiğini ileri süren pek çok, yerine göre sert açıklamalar yapıldı. Vakıa bu konudaki sitemlerin bazıları gerçekten isabetliydi. Bununla beraber meselenin bugün varılan noktasında, halkımızın bir fikir birliğine ulaşmış bulunmaları memnuniyet vericidir. Bu gün İngiltere’nin tek başına hareket etmesinin gerektiğine inanan bir çoğunluğun olduğunu düşünmüyorum. Diğer taraftan biliyorum ki, insanlar bu konularda büyük bir sağ duyu gösterdiler. Çünkü, ortada görünen sorunların zorluğunu incelediklerinde, eğer sıkıntıda olan Ermenilerin yararına bir yardım bahis konusuysa; tek başına hareketin, bunun tutulacak yolların en vahimi olduğunu anladılar. Amaç Osmanlı hükumetinin sert bir şekilde uyarılmasından ibaret olduğu takdirde, bunun gerçekleştirilmesi konusunda, İngiltere’nin elinde bir çok araç vardır. Yok eğer doğudaki bunca hıristiyan ve müslüman kavimleri bu kötü yönetimin zulmünden kurtarmak gibi yüce bir düşünce varsa, tek başına hareket edilmeyip, mümkün olduğu kadar diğer ülkeleri müşterek bir harekete yönlendirmeye çalışmalıdır. İşte bundan dolayıdır ki, geçen sene söylediğim sözleri yine tekrar edeceğim. Bu meselede İngiltere için avrupa devletleri topluluğunun kararlarına uymaktan başka güvenli bir yol göremiyorum. Eğer avrupa devletleri bu konuda müşterek hareket ederlerse, bizde bulunmayan imkanlar onlarda mevcuttur. Bu yolda bir hareketi arzu etmedikleri, ayrıca tek başına hareket etme gibi bir tercihe karşı oldukları takdirde, sırtladığımız sorumluluğun altından kalkamamak gibi bir sıkıntıya girdiğimizle kalmayıp, toplu bir avrupa savaşı çıkarma gibi korkunç bir durumla karşı karşıya kalırız.
Bir çok sıkıntılar çekmekte olan bir halka göstereceğimiz insani yardımlardan dolayı Akdeniz’in doğusunda meydana gelebilecek bir savaş bize bir zarar vermez. Lakin o taraflarda ortaya çıkacak bir harbin Osmanlı ülkelerinin etrafındaki diğer devletlere sirayeti, bir çok milletlerin tehlikeye düşmesine ve ekonomilerin tahrip olacak veya aksayacak ve belki devletler arasındaki belli sınırlar değişerek, buralarda yaşayan milletlerin varlığını tehlikeye atacak ve bu şekilde buralardan menfaati olan avrupanın diğer büyük devletlerinin zarar görmesini kabul edemem. Muhtemeldir ki bu konuda onlarla da anlaşamayız. Yine ihtimaldir ki, onların Türkiye meselesinin halli konusundaki kararlarının uzaması halinde onlara tabi olabiliriz. Ayrıca onların bu konuda bir şekilde tehlikeye atılmak istememelerinden dolayı, gelecekte daha büyük tehlikelere davetiye çıkardıklarını iddia edebiliriz. Yine de onların kendi çıkarlarını düşünmelerinin gerekçelerini anlayabiliriz.
Geçen sene yine bu mesele münasebetiyle öngörüde bulunmuştum. Şimdi bu öngörümün ne kadar doğru olduğunu anlıyorum. Yani Osmanlı devletinin yanlış yolda yürüdükçe, elbette kaybedeceğini ve cezalandırılacağını söylemiştim. Bu düşüncemde bu gün de ısrarcıyım. Avrupanın güney-doğusuna musallat olan bu korkunç hastalığın ortadan kaldırılmasını sağlamak için bu gün avrupanın büyük devletleri arasında eskisinde olduğundan daha fazla bir fikir birliği vardır. Sanırım, devletlerin amaçları uyuşmak ve el birliğiyle çalışmaktır. Bu bakımdan karşılıklı olarak çıkar yarışına girişmek eyilimi bu defa daha az görünmektedir.
Geçen gün Fransa hariciye nazırının yaptığı bir konuşmayı memnuniyetle okudum. Kendisiyle meselenin aslında aynı fikirdeyim. Üçlü ittifakın taraflarıyla da doğu meselesinde iyi ilişkilerde bulunduk. Düşüncelerimiz aynıdır. Bizimle olan bu samimi iş birliğinde devam etmeyeceklerini gösteren bir sebep göremiyorum.
[i] Bu konuşma, Londra’da yayınlanan “HÜRRİYET” gazetesinin 15.Kasım.1896 tarihli nüshasında mevcuttur.
[ii] Bakınız : bu sitede 30.10.2021 tarihinde yayınlanmış olan “ Vambery ve Sultan Abdülhamit “ başlıklı yazı.
[iii] Joan HASLİP : “II ABDÜLHAMİT” Fener Yayınları, İstanbul, 1998 s. 102.


0 Yorum