…memalik-i şahanenin ( (Osmanlı mülkünün) inkırazı (çökmesi) muhakkak olup…
LORD SALİSBURY’NİN OSMANLI – YUNAN SAVAŞI ARDINDAN YAPTIĞI DEĞERLEME
Lord Salisbury hakkında bu sitede 22.12.2022 tarihiyle yayınlanmış olan “ Lord Salisbury’nin Osmanlı hakkındaki beyanları “ başlıklı yazıda açıklama verilmişti. Burada 1897 yılının Şubat ayında başlayan Osmanlı – Yunan savaşı vesilesi ile içeriği kanaatımıza göre çok önemli olan bir beyanatını aktaracağız.
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı’nın başındaki sıkıntıların kronikleşmiş en uzun süreni hiç şüphesiz Girit meselesidir. Kırım muharebesi, 93 harbi, Mısır meselesi gibi bir dizi sıkıntının arasında, Girit başlı başına bir sorundur ve çözülememiştir. Esasen 1820’lerde Yunan ihtilaliyle birlikte başlayıp Abdülmecid döneminden, on dokuzuncu yüzyılın son günlerine kadar, yaklaşık seksen sene borunca baş ağrıtmaya devam etmiştir.
Yunanistan’ın Girit adasında tertiplediği faaliyetler, adaya sürekli Yunan vatandaşlarının yerleştirilmesi ve buna bağlı olarak artan terör eylemleri ve isyan girişimleri 1860’lı yılların ortasında had safhaya varmış, hatta bir dönem sadrazam Ali Paşa özel yetkilerle adaya gitmek zorunda kalmıştı (1867).
Sadrazam Ali Paşa, isyan faaliyetlerini asker kullanarak bastırmış ve geçici sükuneti temin etmişti. Ancak bu durumun uzun süre devam etmeyeceğini de anlamıştı.
Sorunun çözülmesinin adaya muhtariyet verilmesinden geçtiğini düşünmüş ve bu amaçla padişaha bir rapor arzetmişti (1284 – 1868) [i]. Gerçekten, bu raporla Ali Paşa Girit’te güç kullanılarak bir yere varılamayacağını bildirmiş, adaya muhtariyet verilmesini önermişti [ii].
Berlin antlaşmasının akdi sırasında Rusya, Ali Paşa tarafından yapılan bu önerileri, kuru birer vaat olmaktan çıkarmış ve bu hususlar antlaşmanın 23. Maddesi içeriğine dahil edilmişti. Durum bu şekilde uluslararası bir şekil almış ve büyük devletlerin müdahalelerine açık hale gelmişti.
Uluslararası bağlantıları harekete geçirmek amacıyla Yunan tarafı hemen Berlin antlaşması akabinde tekrar huzursuzluk çıkarmağa başladı. Bab-ı ali de durumu yatıştırmak amacıyla asilerle “ Halepa Mutabakatını “ imzaladı. Buna göre:
- Girit valisi beş yıl için seçilecek, müslüman veya hıristiyan olabilecekti. Eğer müslüman vali seçilirse, hıristiyan yardımcısı olacaktı. Aynı şekilde hıristiyan valiye de müslüman yardımcı verilecekti,
- 81 üyeli Vilayet Genel Meclisi seçilecek ve bunun 31’i müslüman olacaktı,
- Adadaki kamu görevlileri yerli ahaliden tercih edilecekti,
- Rumca, Türkçe’nin yanında resmi dil olacaktı,
- Vergi gelirlerinin fazlası yerel ihtiyaçlara harcanacaktı,
- Kağıt para kullanılmayacaktı,
- Adada basın hürriyeti sağlanacaktı.
Bu mutabakattan sonra Girit’te sıkıntılar daha da arttı. Diğer taraftan Yunanistan ile Rumeli sınırında da anlaşmazlıklar Girid’e paralel olarak devletler tarafından kaşınmağa; Osmanlı bürokrasisinde de, Rumeli’de veya Ege’de diğer adalardan Yunanistan’a toprak vermektense, Girid’in terk edilmesi konusu ciddi olarak tartışma konusu yapılmağa başlandı.
Bu tartışmalar sadece fikir düzeyinde kalmadı ve adada çok ciddi çatışmalar çıktı. Albay Vasos emrinde Yunan birlikleri adaya gönderildi. Adadaki Osmanlı askerleri, kalelerde mahsur kaldı. Hatta bazı çatışmalarda, Yunan’lı birliklere iltica eden Osmanlı askerleri oldu [iii].
Artan tansiyon en sonunda Rumeli’deki Osmanlı – Yunanistan sınırında savaşın patlamasına sebebiyet verdi.
Gazi Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu kısa sürede Tesalya’dan Yunanistan’a girerek, Yunan ordusunu perişan etti.
Bu savaşın sonucunun neyi değiştirip değiştirmediğinin analizini bu sitede ileride yayınlamayı düşünüyoruz. Orada da ibret alınması gereken bir çok gerçek anlatılacaktır.
Burada şimdi, sadece Osmanlı’nın sahada elde etmiş olduğu ve parlak olduğuna inandığımız bu zaferin hemen akabinde, Lord Salisbury’nin olayı nasıl değerlendirdiğine göz atalım.
Hürriyet Londra’nın 15.Mayıs.1897 tarihli nüshasından aynen aktarıyoruz :
LORD SALİSBURY’NİN TÜRKİYE HAKKINDA MÜTALAATI
“…Muhafazakar Parti’nin önde gelenleri tarafından geçende yapılan senelik bir toplantıda, Lord Salisbury bir konuşma yaptı. Konuşmanın Osmanlı Ülkesini ilgilendiren bölümünden aşağıdaki kısımları aktarıyoruz :
“ …Pek az kimselerin düşüncelerine göre, devlet-i Osmaniye kendi bekasını sürdürebilmek amacıyla bir derecede güç gösterisi yapabilir; hükumet-i şahanenin düzelme yoluna ve medenileşmeye başlayacağı hakkında bazı ümitler hissolunabilir; müşavirin-i padişahi (padişahın danışmanları) bu ıslahata heman gayret ederlerse Osmanlı devletinin hudutlarının iptal ve taksimini ve iktizayı hale (gerektiğine) göre murisleri [iv] tarafından yeniden tanzimini bir müddet için ertelemiş olabilir. Diğer taraftan ise memalik-i şahanenin ( (Osmanlı mülkünün) inkırazı (çökmesi) muhakkak olup, lakin bunun yavaş yavaş gerçekleşeceğini düşünmek gerekir. Bu takdirde ne türlü değişim olursa olsun bunun büyük devletlerin barışçıl görüşmeler yoluyla bu değişimlere ve bölüşmeye izin verebileceği hakkındaki ümitlerimiz beyhude olamaz. Binaenaleyh “ hastalıktan ölenin “ üzerine paylaşılacak mirastan dolayı çıkabilecek bir cihan harbine, mensup olduğumuz topluluğun da katılacağı düşünülemez.” [v]
[i] Sadr-ı Esbak Ali Paşa : Girit, İstanbul 1327 – 1911
[ii] Ali Paşa verilecek olan muhtariyetin, adayla sınırlı kalmayacağını, Osmanlı topraklarına yayılacağını da ilave etmekten kaçınmamıştı :
“…. Hayfa ki (yazık ki) görünenler aksini ihtar etmektedir. Teftişten hasıl olacak (düvel-i muazzamanın yapacağı denetimlerin sonucunda) zararlar büyük olasılıkla Girid’le sınırlı kalmayıp, Akdeniz’deki Osmanlı mülkü olan diğer adalara ve Rumeli’ye sirayet edeceği ve ettirileceği ve bununla beraber buraya edeceğimiz fedakarlık beladan kurtulmak yerine daha büyük felaketler getirecek vehmine kapılmamak da elden gelmiyor…”
Nitekim Ali Paşa’nın bu vehmi, vehim olmaktan çıkmış, aynen gerçekleşmiştir.
Sadr-ı Esbak Ali Paşa: a.g.e. s.12
[iii] Hürriyet – Londra’nın 15.Mayıs.1897 tarihli nüshasında:
“GİRİT MUHABİR-İ MAHSUSAMIZDAN
Evvelki mektuplarımın birinde “ Malakesa “ kalesi terk olunduğunda, biri yüzbaşı ve diğeri mülazim olarak iki zabit ile kırk iki neferin Yunan askerinin eline düştüğünü yazmış idim. Zabitler, dört beş gün evvel “ Vasos “ tarafından iade olunmuş ise de neferat avdet etmek istemeyip Yunan askeri ve eşkıya ile beraber kalmışlardır. Neferat-ı merkumenin kısm-ı azamı Şam taburuna mensup Dürzilerdir.
yazılıdır. “
Bu dönemde Osmanlı’nın Suriye bölgesinde de sorunları vardır. Burada yaşamakta olan Dürzi’lerle Maruniler’in hem kendi aralarında, hem de devletle de sıkıntıları mevcut bulunmaktadır. Osmanlı bu sıkıntıları bildiğinden, bu bölgelerden aldığı askerleri, diğer çatışmalarda görevlendirmektedir.
[iv] Burada geçen “muris “ kelimesini, sadeleştirmeden aynen bıraktık. Muris kelimesi “ miras bırakan “ demektir. Salisbury, Osmanlı mülkünün sahipleri tarafından, miras olmadan önce taksim edileceğini ifade etmektedir.
v] Salisbury bu düşüncesinde yanılmıştır. Meraklı okuyucuların, bu konuda, bu sitede 20 EKİM.2021 tarihinde yayınlamış olduğumuz “Vambery ve Sultan Abdülhamit II” başlıklı yazıyı okumasını tavsiye ederiz.
Vambery’nin değerlemeleri daha doğrudur.


0 Yorum