Ana sayfa » SULTAN 5. MURAT’TAN SULTAN II. ABDÜLHAMİD’E MEKTUP  

SULTAN 5. MURAT’TAN SULTAN II. ABDÜLHAMİD’E MEKTUP  

Temmuz 27, 2022

m

Birader, ıslah-ı nefs et ! Adalet et ! Halkı hoş tut ! Vicdana cebren hükmolmaz !

 

SULTAN 5. MURAT’TAN SULTAN II. ABDÜLHAMİD’E MEKTUP

SULTAN  5.  MURAT’IN  KISA  HAYAT  HİKAYESİ

  1. Çocukluk ve Gençlik yılları

Sultan Beşinci Murat Osmanlı hanedanının üç ay, üç günden ibaret  kısa bir süre tahtta kalabilen otuz üçüncü padişahıdır. Sultan Abdülmecid’in en büyük ve en sevdiği çocuğudur. Çocukluğu ve gençliği sarayda geçmiş, tanzimat döneminde yeni oluşan geleneklere göre, yabancı dil (Fransızca) dahil olmak üzere, daha önce hiçbir hanedan neslinin almadığı eğitimle büyümüştür. Diğer hanedan mensuplarının çoğunda olduğu gibi musikiye kabiliyeti vardır ve kardeşi Abdülhamid’in aksine özellikle Türk müziğinden hoşlanmaktadır. Hassas ve duygusal, sanata düşkün, kırılgan bir ruh haline sahiptir. Çok konuda kardeşi Abdülhamit Efendi’den farklı bir yaradılışı vardır.

  1. Veliaht-ı Saltanat Olması

Abdülmecid’in vefatının ardından tahta çıkan kardeşi Sultan Abdülaziz; veliaht olan Murat Efendi’ye, serbest bir hayat sözü vermiş ve kendisini ve diğer şehzadeleri sıkı denetim altına almayı düşünmediğini söylemişti ve bu sözünü belli bir süre de olsa yerine getirdi.

Ancak,  Paris sergisinin açılışına iştirak amacıyla batı avrupa ülkelerine ziyarete gidildiğinde, veliahtın özellikle Fransa ve İngiltere’de kendisinden daha çok ilgi çektiğini gördükten sonra, Murat Efendi’ye karşı olan tavrını değiştirdi. Önce onu İstanbul’a geri göndermeyi düşündü, fakat Fuat Paşa’nın engellemesiyle karşılaştı. Ayrıca Londra’da veliahta karşı bir zehirleme girişiminde bulunulduğu da biliniyor [i].

Bir ara saltanatı oğlu Yusuf İzzettin Efendi’ye devretme düşüncesine saplandı. O’na Bab-ı Seraskeri’de (Genel Kurmay Başkanlığı, bu günkü İstanbul Üniversitesi Bayezit yerleşkesi) bir makam hazırlatarak her gün oraya gitmesini sağladı. Fakat saltanat değişikliğinin devlet geleneklerine uygun düşmeyeceğine dair etraftan (özellikle Ali Paşa’dan) gelen telkinleri göz ardı edemedi. Taht veraseti düzeni böylece eskisi gibi devam etti.

Aslında saltanatın babadan oğula intikal ettirilmesi düşüncesi Abdülmecid zamanında da mevcuttu. Sultan Mecid, oğlu Murat’ı kendisinin varisi yapmayı düşünmüş, o zaman da  başta Büyük Reşit Paşa olmak üzere devlet ricalinin bu konudaki karşı görüşlerine uyarak bundan vaz geçmişti.

Murat Efendi veliahtlık döneminde, Kurbağalıdere’deki köşkte misafirlerini kabul ediyor, Yeni Osmanlı’larla olan yakın münasebetini devam ettiriyordu. Özellikle Namık Kemal ve Ziya Paşa ile yakınlığı çok fazlaydı. Bu kişilerle gece sabahlara kadar sohbet ediyorlardı. Sohbet konuları doğal olarak meşruti idareydi. Bu harekete maddi yardımda da bulunuyor, fakat bu yardımlar için gereken kaynağı Ermeni sarraf Köçeoğlu ve Rum sarraf Hıristaki Efendi’lerden temin ediyordu.

Bunlardan Hıristaki Efendi, Sultan Abdülaziz’in hal’ edildiği gece yağma edilen ve çoğu valide sultana ait olan mücevherleri toplayıp, Paris’e kaçmış ve bir daha İstanbul’a gelmemiştir. Köçeoğlu Agop Efendi’nin elinde bulunan bu borçlara ait kıymetli evrak konusunda da, daha sonraları Lorando ve Tübini isimli bankerlerin varisleri tarafından Osmanlı devleti aleyhinde mahkeme kararı çıkarılarak takibe geçilmiş ve uzun müzakerelerden sonra yaklaşık beşyüz bin Lira Lorando, ikiyüz bin Lira Tübini hesabına ödeme yapılmıştır[ii] .

Daha sonraları veliahtın bütün bu faaliyetlerinden haberdar olan Sultan Aziz, Kurbağalıdere’deki köşkü kapattırarak, veliahdı Beşiktaş Sarayında tam bir hapis hayatına mahkum ettirdi.

Öte yandan Sultan Aziz’in tahttan indirilmesi için özellikle Hüseyin Avni Paşa tarafından bir takım faaliyetler yürütülüyordu. Bu faaliyetler bağlamında Murat Efendi, her fırsatta amcasının tahttan şiddet kullanılarak indirilmesine kesin olarak karşı olduğunu bildirmişti.

Bu arada Mithat Paşa’da anayasa ve mebuslar meclisi çalışmalarını yürütüyor ve bunların gerçekleşmesi için Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinin gereğine inanıyordu.

Sultan Abdülaziz özellikle Ali ve Fuat Paşa’ların ölümlerinden sonra, tam bir keyfi idareye dalmıştı. İstanbul’da Rus sefiri İgnatiyef’in nüfuzu bu dönemde bir hayli artmış ve halk arasında huzursuzluklar had safhaya varmıştı. Sokaklarda gösteriler yapan medrese öğrencilerini veliahtın teşvik ve finanse ettiğinden şüphe ediliyordu. Bu softalar, meşveret usulünün (yani meşrutiyet idaresinin) kurulması lehinde nümayişler tertipliyorlardı.

Bu ortamda Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa, Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi, Mütercim Rüştü Paşa, Kayserili Ahmet Paşa ve Süleyman Paşa’nın organizasyonu ile Sultan Aziz’in tahttan indirilmesine karar verilerek 7.Cemaziyülevvel.1293 günü (18 Mayıs 1876) hal’ eylemlerine başlandı.

  1. Masonluğu

Sultan Abdülaziz, 1867 senesinin Haziran ayında 47 gün sürecek batı avrupa seyahatine başladı. Bu seyahat planlanırken, veliaht Murat Efendi ile ikinci veliaht Abdülhamid Efendi’nin de birlikte götürülmesi kararlaştırıldı. Bu kararda en çok, kendisinin olmadığı bir ortamda, veliaht şehzadeler tarafından, herhangi bir karşı faaliyete fırsat vermemek düşüncesi etkili olmuştu. Bu arada oğlu Yusuf İzzettin Efendi de kafileye dahil olundu.

Bu seyahat sırasında Londra’da Galler Prensi Edward, veliaht Murat Efendi’ye büyük yakınlık gösterdi. Prens bir masondu. Masonluk avrupada henüz yeni yeni yayılmakta idi ve üst düzey avrupalılar arasında yaygınlaşıyordu. Murat Efendi’ye de bu sırada masonluk hakkında bilgi verildi.

Seyahatten dönüldükten sonra, İstanbul’da yaşayan ve mason olan Kleanti İskalyeri isimli aslen Yunanlı kökenli bir zat tarafından masonluk teklif edilerek, kendisine 18. Dereceden [iii] masonluk tevcih edilerek, kardeşliğe kabul töreni yapılmıştır .

  1. Taht-ı Osmaniye’ye Cülusu

Saraydan derdest edilen Sultan Aziz ve saray sakinleri çok kötü hava şartları altında kayıklarla denizden Topkapı Sarayına, veliahd-ı saltanat Murat Efendi de alel-acele bir başka deniz aracı ile önce Sirkeci’ye ardından araba ile Bab-ı Seraskeri’ye götürüldü.

Esasen son derece hassas bir yapıya sahip olan ve amcasından da ürken Murat Efendi, kendisini biat töreni için saraydan alan Süleyman Paşa ve Hüseyin Avni Paşa’ya amcasını sormuş ve tahta çıkarılacağından çok, amcası tarafından sürgüne gönderileceği korkusuna kapılarak, Sirkeci’de tekneden denize atlamağa kalkışmıştır.

Büyük zorluklarla ve bütün saltanat gelenekleri bir kenara bırakılarak, burada usulen biat töreni icra edildi ve bu şekilde Sultan Murat Osmanlı tahtına cülus etmiş oldu.

Biat töreninden sonra cülus topları bile kendisini sakinleştirmemiş, saraya döndükten sonra dahi, Hüseyin Avni Paşa’nın o gece sarayda kalmasını rica etmiştir.

Giderek artan rahatsızlık, bilahare hıristiyan patrik ve kilise yöneticileri ve hahamların biat törenlerinde de devam etmiş, yeni padişah bir ara tören tamamlanmadan sarayı terk etmeye teşebbüs etmiş ve Hüseyin Avni Paşa tarafından güçlükle yatıştırılmıştır.

Sultan Aziz’in Topkapı Sarayından Feriye Sarayına getirilmesini takip eden birkaç gün sonra, ölüm haberinin alınmasının ardından Sultan Murat: “ Şimdi bunu benden bilecekler “ diye daha fazla rahatsızlanmıştır.

Yeni padişah, Sultan Aziz’in ölümünden on beş gün sonra meydana gelen Çerkes Hasan vakasını takiben artık yataktan çıkmaz bir haldedir. Önceleri gizli tutulmağa çalışılan bu durum, artık saklanamaz hale geldiğinden, saraya hekimler davet edilmiştir.

  1. Hastalanması

Esasında bütün şehzadeler gibi Sultan Murat’ın da çocuk çağlarından itibaren özel bir hekimi vardır. İtalyan asıllı Capoleon sultanın bütün sağlığından sorumludur. İşin garip yanı, kendisi de alkol düşkünü olan hekim, sultanı  alkole alıştıranlardan birisidir.

Çok kısa bir süre içinde, ardı ardına olağan üstü olayların yaşanması; zaten kırılgan bir karaktere sahip olan sultanda ruhsal çöküntü yaratmış, yoğun merasimler ve toplantılar dolayısıyla bu ruhsal çöküntülere bir de yoksunluk krizleri eklenmiş, sonucunda ciddi bir rahatsızlık dönemi başlamıştır.

Öncelikle sultanın bu şekilde rahatsızlanmasının yarattığı gergin ortamın yanında, sultanın bir de halifelik ünvanına sahip olması dolayısıyla bağımlılık gibi hoş görülmeyecek bir hastalıkla karşı karşıya bulunulması, mevcut sıkıntıların daha da artmasına sebebiyet vermiştir.

İstanbul’daki çoğu hekimlerin sultanın hastalığının düzelme ihtimalinin pek az olduğunu beyan etmeleri üzerine, dünyaca ünlü Viyana Üniversitesi hocalarından Profesör Leidesdorf İstanbul’a davet edilmiştir.

Profesör Leidesdorf’un 13.Ağustos.1876 tarihli raporunda hastalık:

“… müşarünileyh hazretleri bir maraz-ı asabi-i cünuniye giriftar olmuşlardır ki bunun da esası kü’uliyat-ı müzminedir…..”

şeklinde tanımlanmıştır. Teşhis bu günki dille  “ sürekli alkol kullanmağa bağlı  ruh hastalığına yakalanmak “ olarak ifade edilebilir. Yani hastalığın tetikleyicisi “ bağımlılık “ tır. Diğer etkenler hastalığın vahametini arttırmıştır.

Profesör Leidesdorf kendi kontrolü altında, Viyana’daki hastanesinde; sultanın altı haftalık bir tedavi içinde iyileşebileceğini de bu raporunda yazmıştır [iv].

Diğer taraftan İstanbul Süleymaniye’de Dar-üş-şifa sahibi ve asabiye mütehassısı Dr. Monceri tarafından tarihsiz olarak verilmiş olan bir raporda da, hastalığın tedavisi için yapılacak düzenlemelere uyulduğu taktirde, üç ay içinde tekrar sağlıklı bir yaşama dönmesinin mümkün olduğu söylenmiştir [v].

Nitekim hekimlerin tahminleri doğru çıkmış, hal’den sonra Sultan Murat Çırağan sarayında yirmi sekiz sene sakin bir hayat sürmüştür.

  1. Sultan 5. Murat’ın Hal’i ve Sultan II. Abdülhamid’in Cülusu

Sultan Murat’ın hastalığının artması Cuma selmalıklarında padişahı görmeğe alışmış halk arasında dedikodulara yol açmış ve devlet yönetiminde sıkıntılar çıkmağa başlanıştı. Bunun üzerine Mithat Paşa öncelikle veliaht Abdülhamit Efendi ile bir görüşme yaparak, bu görüşmede kendisine Sultan Murat’ın iyileşmesine kadar geçecek süre için saltanat naipliği teklif etmiştir. Sultan Abdülhamid bu teklife sıcak bakmamış, kardeşinin tahttan çekilmesinin daha doğru olacağını söylemiştir.

Aslında Mithat Paşa için önemli olan saltanat değişikliği kadar, hatta daha öncelikli iş, anayasa ve mebuslar meclisiydi. Abdülhamid anayasayı ilan ederek mebuslar meclisinin açılacağını kabul etti. Bu konuda, kaynakların büyük çoğunluğunda, Mithat Paşa’nın Abdülhamit’ten yazılı bir taahhüt aldığı bilgisi mevcuttur. Mithat Paşa’nın kendi hatıralarında, görüşmeler yazılı olmasına rağmen, bu taahhüde dair bir kayıt yoktur.

Hatta Sir Henry Elliot, bu sitede mevcut, Hürriyet gazetesi Londra baskısının 1.Kasım.1896 tarihli nüshasında yayınlanmış olan “ Şehit Mithat Paşa’nın Meşrutiyeti ve Sir Henry Elliot “ başlıklı mektubunda, bu taahhütten bahsetmekte ve böyle bir olaydan haberi olmadığını yazmaktadır.

Ancak çeşitli tarihlerde ve vesilelerle Mithat Paşa’nın gerek İstanbul’daki ve gerekse İzmir’deki hanelerinde çok sıkı aramaların yapıldığı ve bu aramalarda bu taahhütnamenin arandığı da yine bir çok kaynaklarda bahse konu olmuştur.

Netice olarak Sultan Murat’ın hal’i konusunda şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi 10.Ağustos.1877 tarihinde :

“ İmam-ül-müslimin cünun-u mutbik (sürekli delilik) ile mecnun olmakla imametten maksud-u fevt olsa uhdesinden Akd-i emanet münhal olur mu ? “

“ El-cevab buyurula : Allah-ü alem olur ! “

Şeklinde bir fetva ile Sultan Murat’ın hal’ine Abdülhamid’in 34. Osmanlı padişahı olarak tahta çıkmasına yol açmış oldu.

Bu şekilde iki Osmanlı padişahının arka arkaya “delilik “ gerekçesiyle tahttan indirilmesi yaşanmış oldu.

SULTAN MURAT’TAN SULTAN ABDÜLHAMİD’E MEKTUP

 Sultan Murat’ın Çırağan sarayındaki ikameti sırasında kaleme aldığı mektup, Londra’da yayınlanmakta olan Hürriyet gazetesinin 19 Muharrem 1314 tarihli [vi] nüshasının dördüncü sayfasında:

“ SULTAN  MURAD-I  MAZLUMUN  SULTAN  ABDÜLHAMİD-İ ZALİME GAYET  MÜHİM  BİR  NAME-İ  HÜMAYUNU “

başlığı altında neşrolunmuştur.

Gazetenin konuya ilişkin haberi aynen aşağıdadır; üslup özelliklerinin kaybolmaması amacıyla metin sadeleştirilmemiş, bugün için anlaşılmasının zor olduğu düşünülen tabirlerin karşılıkları parantez içinde verilmiştir

“ Sultan Murat hazretlerinin 29 Kanun-u Evvel 1294 tarihinde (10 Ocak 1879) yani “ kuvayı akliyesine halel-dari olmuştur “ (akli dengesi bozulmuştur) denilerek mazlumen ve mağduren hal’ olunup da – hangi akil hedef olsa (aklı yerinde kim olsa) dehşetten bil-mecburiye tecennün edeceği (aklını kaybedeceği) işkenceler, azaplar içinde mahsur ve mahpus olduğu bir sırada – Sultan Abdülhamid’e yazıp gönderdiği name-i hümayunun menba’-i mevsuktan (güvenilir bir kaynaktan) elde edilen bir suret-i sahihası (örneği) – ki müşarünileyhin o esnada kuvayı akliyesinin kemal-i sıhhatine bir delil-i alenidir (akıl sağlığının yerine olduğuna açık bir delildir) – Dersaadet muhabirimizden bu hafta aldığımız bir mektuba melfufen (ekli olarak) tarafımıza gönderilmiş olmakla ber-veçh-i-ati (aşağıda) aynen Hürriyet’e derciyle enzar-ı evvel-il-ebsara arzına müsara’at kılınmıştır (gözler önüne koyulmasına gayret edilmiştir) :

Suret-i name-i hümayun (mektubun örneği)

Şu mihnet-sarayı cihanda (şu eziyet çekilen dünyada) dört ay kadar ömür sürmüş olan masum hafidemin (dört ay kadar yaşamış olan masum kız torunumun) cenazesi hakkında gönderdiğim haberlerin kabulüne dair henüz bir eser zuhur etmedi [vii]. Zavallı çocuğun cenazesi meydanda kaldı. Bu halleri sizin hakkımda diriğ buyurduğunuz (esirgediğiniz) insaniyete , merhamete uhuvvete (kardeşliğe) mi hamledeyim ? Yoksa tali’e mi ? Birader ! Bu hallerden geç ! Milletin vücud-u hun-aludu şehiden (milletin kanlı vücudu şehit olarak) vefat etmiş bahadır gibi yerde yatıyor. Ecdadımızın alu himmetleriyle (büyük gayretleriyle) ferman-fermayı ikbal (hüküm sürmüş) olduğumuz Osmanlı tahtı elden gidiyor. Sen hala şu alem-i faniye (geçici dünyaya) hırs ve tehalükten (koşuşturmadan) ağrazdan (düşmanlıktan) kendini alamıyorsun. Eski tabirce “ post kavgası “ dedikleri mücadelat-ı şahsiye (kişisel çekişme) o zamana mahsus idi. Şimdi zamanımız buna müsait değil ! Benim hal-i sabavetimden (çocukluk zamanımdan) beri hakkında gösterdiğim muamele-i şefikaneyi (sevgi dolu yaklaşımımı) nazar-ı insafa alır isek haris-i saltanat (saltanat tutkunu) olmadığımı itiraf edersin. Benim içün dünyada bir şeref ve arzu var ise o da millet ve hanedanımın saadet halini görmektir. Ben şu felakete uğradım! Arzu ettiğim hidmetin fi’iliyatına (düşündüğüm hizmetlerin gerçekleşmesine) muvaffak olamadım. Senin muvaffakıyetin kafi ve mucib-i şeref idi (senin başarın yeterli ve onur vericiydi). Ne çare ki o da müyesser olmadı ! Milletin duçar olduğu felaket beni hüngür hüngür ağlatıyor ! Sana tesir etmiyor ise bari hayat ve istikballeri senin ef’al ve harekatına merbut (hayat ve gelecekleri senin davranışlarına bağlı) olan familyamız halkının ve hele o süt kuzusu bulunan çocuklarımızın görecekleri müşkülat ve mehalik-i atiyeyi mütalaa et (gelecekteki tehlikeli durumları düşün)! Birader , ıslah-ı nefs et ! Adalet et ! Halkı hoş tut ! Vicdana cebren hükmolmaz ! Vicdan en büyük, en mütekebbir (kibirli) padişahlardan ziyade temelluk (yumuşak yüzlülük) [viii] ister ! Biraderinden korkma sen suret-i meşru’ada hükumet edersen (sen adaletle hükumet edersen) milletin nazarımda pek mukaddes olan hatırı ve menafi’i (çıkarları) içün ben sana hidmet ederim. Biliyorum ki müptela olduğun hırs ve gaflet nazarında bu sureti imkanın haricinde gösterir ! Lakin ecdadımızdan Alaeddin Paşa merhumun fedakarlığını hatırına getir ki ben hala anın ahlakı olmakla müftehirim (iftihar ederim) ! Birader ; bizi tarih nazarında medhul (kusurlu gösterme) ve mahcup etme ! Seni beni muhafazaya çalışan sadıklar seni beni ve bütün hanedanımızı milletimizi vatanımızı hep birden mahvederler ! Aklını başına al ! Şu nasayih ve iş’aratımın (öğütlerimin) sence bir tesiri olmayacağını ve belki de hakkımda muzırr (zararlı) olacağını biliyorum. Ne çare ki milletin hakk-ı nimetini eda içün elimden gelen son vazifeyi ifa etmiş oldum ! Ötesini mukadderat-ı ilahiyeye havale ile iktifa ederim.

29 Kanun-u Evvel sene 294 (10 Ocak 1879)

Sultan-ı mahlu’ Murad-ı Hamis

(Tahttan indirilmiş Sultan Beşinci Murat)

 

[i]  Ziya Şakir Beşinci Murat Kaknüs Yayınları İstanbul 2007 s.38 v.d.

[ii] Lorando ve Tübini olayıyla ilgili olarak Fransa alacağın tahsil edilmesi amacıyla Midilli adasına asker çıkarmıştır. Konu Tahsin Paşa’nın hatıratının 102 ve 103. Sayfalarında ayrıntıları ile anlatılmaktadır.

“SULTAN ABDÜLHAMİD, Tahsin Paşa’nın Yıldız Hatıraları, Boğaziçi Yayınları İstanbul,1990.

İzzet Paşa’nın Günlüklerinde de s.322 ve 332 arasında bütün olay yine ayrıntılı olarak hikaye ediliyor. ABDÜLHAMİD’İN KARA KUTUSU, Arap İzzet Paşa’nın Günlükleri, İş Bankası Kültür Yayınları İstanbul Mayıs 2019, Cilt I

[iii] Burada adı geçen Kleante İskalyeri, ileride masonlar tarafından mahlu’ padişahın kurtarılması operayonunu tertipleyen şahıstır. Bu konuda daha fazla bilgi için; AHMET BEDEVİ KURAN : İnkılab tarihimiz ve Jön Türkler, Kaynak Yayınları, Nisan 2000. S. 33 v.d.

Ziya Şakir a.g.e. s.61 v.d.

[iv] Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı ; SULTAN MURAD’IN TEDAVİSİNE VE ÖLÜMÜNE AİT RAPOR VE MEKTUPLAR, Belleten, TTK, Nisan 1946 Sayı 38 sayfa 326 v.d.

[v] A.g.m.

[vi] Gazetenin hicri tarihidir. Aynı nüshada miladi tarih de vardır ve o tarih “1.Temmuz.1896” olarak yazılıdır. Türk Tarih Kurumunun tarih çevirme kılavuzuna göre bu tarihin “30.Haziran.1896” olması gerekir. Gazetenin bu ve diğer nüshaları, İBB Atatürk Kütüphanesinde görülebilir, site internet erişimine de açıktır.

[vii] Sultan Murat’ın bahsettiği kız torununun ölümü olayı, yukarıda atıfta bulunulan Ziya Şakir’in kitabının 212. Sayfasında da geçmektedir. Z.Şakir’in yazdığında göre; Abdülhamid tarafından, cenazenin “saray bahçesinde münasip bir yere” gömülmesi tavsiye edilmiştir.

[viii] Burada “temelluk” kelimesinin anlamı yumuşatılmıştır.

İlgili Malumatlar…

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir