Şimdi bir arada olmak zamanıdır.
MODUS VİVENDİ
Şeçim hareketliliğinin başladığı son günlerin aktüel konusu olan “ Anayasa Taslağı “ ve altılı masa toplantıları hakkında birkaç söz söylemeyi gerekli görüyoruz.
Elbette Anayasa çok önemli. Özellikle temel haklar konusunda çağdaş ve demokratik bir Anayasa insanlarımızın ciddi bir kazanımı olacaktır.
1960 Anayasa’sı da o zamanların koşulları düşünüldüğünde çağdaş ve ayrıntılı bir anayasaydı. “ İstismar edildi “ , “ bazı haklar bol geldi “ denildi ve 1980 ihtilali sonucunda değiştirildi.
1960 Anayasa’sı referandumda % 61,5 “ evet “ oyu almıştı. O dönemde Demokrat Parti taraftarlarının yoğun çalışmalarının bu oy oranında etkili olduğu söyleniyordu. Mümkündür.
1982 Anayasa’sı demokratik haklar bakımından sıkıntı doğuracak bir Anayasa olmasına rağmen, terörden canı yanan halkın % 91.37 oranındaki “ evet “ oylarıyla kabul edildi. Bunalan toplum bazı kısıtlamaların zamanla değişebileceği düşüncesiyle bu yolu tercih etti.
O dönemde de “ hayır “ oyu verilmesi yolunda propaganda yapılmasına rağmen, bu çalışmalar etkili olamadı. Esasen Cumhurbaşkanlığı seçimine Anayasa oylamasının eklendiği ve bu konuda benzer bir örneğinin kolaylıkla bulunamayacağı bir referandumun yapıldığını da belirtmekte yarar vardır.
Nitekim daha sonraki seneler içinde bir çok defalar Anayasa üzerinde değişiklikler yapıldı ve en son sistemi altüst eden “ Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi “ artık bu anayasanın süresinin dolduğunun habercisi oldu.
Daha önce yapılmış olanlar ve “ Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemine “ ilişkin, son değişikliklerin siyasiler tarafından yapılmasının faydası olduğu bir gerçektir. En azından artık meclis çatısı altında, bir anayasa metni üzerinde uzlaşma çalışmalarının başlatılması bile sevindiricidir.
Ancak bu son değişiklik devlet yapısını tamamen tahrip etmiştir. Demokrasinin olmazsa olmazı “ Hukuk Devleti “ ortadan kalkmış, “ Majestelerinin Hukuku “ egemen olmuştur. Yasama gücü, yani meclis ortadan kalkmış, uzaktan kumandalı bir yasama gelmiştir. Yürütme akşamdan sabaha değişen, bir biriyle çelişen karar ve uygulanan siyasetlerle devletin itibarını kaybetmesine sebebiyet vermiştir. Yargının hali ise yürekler acısıdır. Bu defoların mutlaka halledilmesi gerekmektedir ve bunu da yine siyasiler yapacaklardır. Ama görünen manzara iyi değildir. İyileştirme çalışmaları, yeterli çoğunluk elde edilemediği takdirde uzun seneler alacaktır. Bu bakımdan altılı masanın bu teşebbüsünü desteklemek gerekecektir.
Elbette seçilmiş siyasiler halkın temsilcisidirler ve halk adına işlem yapmağa yetkileri vardır, ancak özellikle temel haklar konusunda çok titiz çalışılması gerektiğini hatırlatmayı önemli görüyoruz.
Biz bu konuya bir başka açıdan yaklaşacağız.
Muhalefetin; bu Anayasa değişiklik taslağı ile daha önce yapılmış olan bütün değişikliklerde düşülen hataya, bu defa da düştüğünü görüyoruz.. Eski Anayasa ne yapılırsa yapılsın hiçbir zaman düzelmeyecek kadar delik deşik edilmiştir. Bunun yerine kısmi değil, tamamı yeniden elden geçirilerek, yeni bir toplumsal mutabakat yasası ortaya koyulmalıdır. Bu kısmi çalışmayla birlikte, gelecekte yapılması düşünülen iyileştirmeler hakkında bir açıklama yapılabilirdi.
Unutulmamalıdır ki; Anayasa’lar, devletle millet arasındaki ilişkilerin düzenlendiği esas mutabakat metinleridir. Bir bütün olarak mantıksal tamamiyet içinde olmaları gerekir.
Diğer taraftan, değişikliklerin “ güçlendirilmiş parlemanter rejim “ temelinde yapıldığına nazaran, Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmeğe devam edilecektir. Cumhurbaşkanlığı siyasi bir makamdır. Bu makama siyaset dışından seçilecek bir Cumhurbaşkanı intibakı sıkıntılar yaratmaktadır. Ancak bu şekilde değiştirilmiş bir Anayasa’ya göre seçilmiş, siyasi geçmişi olan Cumhurbaşkanının alacağı oyun yüzdesi arttıkça, güç ve cesareti de artacağından, bazı rahatsızlıklar yaratma olasılığının göz ardı edilmemesi gerekir.
Ayrıca, önümüzdeki seçimlere kadar, böyle bir Anayasa değişikliğinin yapılması bahis konusu bile olamayacağından; seçimden sonra, eğer Anayasa’yı değiştirmeye yeter sayıda çoğunluk da kazanılmadığı taktirde, izlenecek politika belirsizliğini korumaktadır..
Bu güne kadar kimsenin dikkat etmediği bir gerçeği de ilave etmek istiyoruz; Almanya’daki “ Bundesamt für Verfassungsschutz “ (Anayasayı Koruma Kurulu) gibi bir kurumun teşkil edilmesi; ve bu kurulun, ekstrem görüş ve davranışlardan uzak, akil, (örneğin eski başbakan, cumhurbaşkanı ve yargı önde gelenleri, akademisyen v.s.) nevinden şahıslardan oluşturulması yararlı olacaktır diye düşünüyoruz.. Bu kurul, rejimin sigortası olacaktır.
Bir başka husus da, Anayasa değişikliği kadar, hatta daha önemlisi Siyasi Partiler ve Seçim Yasa’larıdır. Bu iki yasanın tümüyle yeniden ele alınması gerekmektedir.
İşin uygulama tarafı ayrı bir konudur. Esasen, ülkemizde çıkan bütün sıkıntıların, yasaların uygulanmamasından kaynaklandığı da ayrı bir gerçektir. Yasal düzenlemeler, genel olarak; yeterli veya yetersiz, ihtiyaca cevap verecek asgari düzenlemelere sahiptir. Ama, gerek kamu kurumları, gerek yargı organları, bu yasaları uygulamada çekingen davranmaktadır. Bu durumun sebebi açıktır; siyasi kaygıların en başını çektiği bu çekingenliğin, bir takım “ duygusal “ yanları da yok değildir. “ Siyasi Ahlak Yasası “ elbette düşünülebilir. Fakat, yasayla ahlak düzenlemesinin grotesk bir tarafının olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Genel ahlakın düzelmesi ekonomiden geçmektedir. Bu arada şunun altını çizmeliyiz, suçluluğu hiçbir şekil ve zamanda tamamen önlemek mümkün değildir. Ancak, şuçluluk oranını düşürmek, en azından insanların suça bulaşacak bahanelerini en aza indirmek zorundayız. İnsanların, insan haysiyetine yaraşır bir hayat sürmelerini sağlayacak bir ekonomi yaratamadığımız müddetçe, bu ahlaki çözülme devam edecektir. “ Açlığın imanı bozduğu “ bilinen bir gerçektir. Bunun için çalışan ve üreten bir ekonomi yaratılması şarttır. Kütlevi işsizlik, hele eğitimli kesimin işsizliği facianın en büyüğüdür. Unutulmamalıdır, tarih boyunca ekmek çalmanın hırsızlık olup olmadığı tartışılmıştır.
Bütün ideolojiler, tarih boyunca, topluma hakim olmak için, içinde bulundukları toplumların iktisadi yapısını belirli bir seviyenin altında tutmağa çalışmışlardır. Ekonomik durum gelişip yükseldikçe, insanların bağımsız davranma ve karar verme yetileri artacağından, toplum bir nevi bu şekilde kontrol altına alınmağa çalışılmıştır. Artık bu devirler geçti. Ancak bu gerçekleri unutmamak ve daima uyanık davranmak zorundayız.
Bu konularda bu sitede ileride bazı çarpıcı belgeler ve yazılar da yayınlanacaktır.
Şimdi, bir arada olmak zamanıdır. Başlık olarak seçilmiş olan “ modus vivendi “ bunu ifade etmektedir. Üzerinde mutabakat sağlanması zor ve zaman alacak konuları tartışmaya açmadan, öncelikle çözümlenecek acil işleri halletmek; yeri gelip, konular olgunlaştıkça diğerleri üzerinde çalışmak, yapılacak en doğru iştir. Bir diğeri de çok muhtaç olduğumuz diyalog ortamını yaratmaktır.
Ülke içine düştüğü bu bataktan ancak, bir ve beraber olarak kurtulur. İdeolojilerin (buna dini de ilave edebilirsiniz) ne gibi felaketlere yol açtığını hep birlikte yaşadık, hala da yaşıyoruz. Gerçeklikle ve akılla hiçbir bağlantısı kalmamış, hayal-perest insanların kapıldıkları efsanelere, milyonlarca insanı nasıl sürüklediklerini gördük.
Hiçbir ideoloji dünya tarihinde başarılı olamamıştır. Başarılı olamadığı için de zalimleşmiş ve diktatoryalara dönüşmüştür. Buna dinleri de ilave etmekte bir sakınca yoktur. Hıristiyanlık alemi, ortaçağı yaşadı. Engizisyonu gördü. Almanya bir daha Hitler, İtalya bir daha Mussolini görmemek için elinden geleni yapıyor. Demir perde yetmiş seneden biraz fazla yaşadı. Sonu değişmedi.
Bir ideoloji düşünün, insanları kurtarmağa soyunuyor. Ama kurtarmayı vaad ettiği insandan fazlasını öldürerek veya eziyet edip baskı altında tutarak, kalanları ikna etmeye çalışıyor.
“ Açsanız, şükredin “ ,” Elinizdekiyle yetinin ! “ , “ Kanaatkar olun ! “. demek hakkınız yoktur. Dünyanın bu gün geldiği kültür düzeyi, akıl ve bilimin dayandığı seviye, artık bu türlü hayal-perest maceracıların önünü kesmelidir.


0 Yorum