…Bugünkü müslümanlar, …ilkçağın ve ilkel devrin sihirbazlarını andırıyorlar…
NURETTİN TOPÇU (1909 – 1975)
Uzun yıllar Galatasaray ve İstanbul Erkek Liselerinin de aralarında olduğu okullarda felsefe hocası, büyük eğitim insanı, her şeyden önce filozof ve unutulmaz ahlak felsefecisidir.
Lise eğitiminin ardından, Fransa’ya gitmiş, Sorbon’da doktora yapmış ve ülkemize döndüğü 1934 yılından emekli olduğu 1974 yılına kadar bütün hayatını eğitim hizmetine vakfetmiş müstesna bir insandır.
Etrafındaki sadık öğrencilerinin dışında, ne yazık ki, büyük kitleler ondan istifade edemediler. Vefatından bu yana geçen yarım asırdan sonra, onun ne kadar büyük bir kayıp olduğunu daha iyi anlıyoruz. Maalesef gidenin yerine yenisini yetiştiremeyen bir toplum olduk.
Bu gün gelmiş olduğumuz seviye nazara alındığında, onu hatırlamamız gerektiği kanısındayız.
Bu amaçla 1969 yılında “ İslam ve İnsan “ başlığı ile Hareket Yayınlarından neşrettiği kitabın önsözünü yayınlıyoruz :
“ Türlü sefaletlerle ihtirasların parça parça böldüğü hasta bir vücudu andıran İslam dünyası, en bedbaht devirlerinden birini yaşıyor ve her İslam memleketinde ruhlar birbirinden ayrılmış, birbirlerine saldırıyorlar. Her sene yüzbinlerle ziyaretçi ile dolan Kabe’nin etrafında ruh birliği ve beraberliği meydana gelmiyor. Bunun sebebi ne siyasi, ne iktisadi, ne de esasında ilmi ve fikridir. Bu halin sebebi, İslamın temeli ve Kur’an’ın özü olan ahlakın kaybedilmiş olmasıdır.
Bugünkü müslümanlar, bir takım geleneksel hareketleri dikkat ve titizlikle yapmaktan başka endişesi olmayan, ilkçağın ve ilkel devrin sihirbazlarını andırıyorlar. Kur’an harikası olan ilahi ahlak İslam diyarında çoktan gömülmüştür.
Ahlak idealine karşı; ruhlarda işlenen bu zulmün tarihte çok tekrarlanan tehditleri, bugün büyük sanayi medeniyetinin insanı makinalaştıran ve makinaya esir yapan zulmüyle elele vermiş bulunuyor.
Belki yakın bir gelecekte büyük petrol kuyularıyla İslam ülkelerinin tröst sahipleri, bu vasıflarını şeyhlikle birleştireceklerdir. İnsanlığın beşbin yıllık ruh ve vicdan eserini inkar ederek düşünmeyi günah sayan, sefaleti din diye tanıtan gerilikle taassup, bu zulme sığınmış bulunmaktadırlar.
Kalbe karşı gelen kaideleri İslam çerçevesi içinde insan ruhunun esaret zinciri yapmakla geçinenler kendilerine din adamı dedirttikçe ve halkın bunlara hürmet ve itibarı devam ettiği müddetçe İslam dünyasının, içinde yüzdüğü sefaletten kurtulması imkansızdır.
Her türlü şer ve fitne kendini mübarek gösterecek başka bir şerre işaretle onu yerdikçe kendini yükseltme ve hayır maskesine bürünme fırsatını elde edebiliyor.
Asırların artığı sözde din adamlarımız, devrimizin maddeci yıkımını göstererek onu itham yoluyla kendilerinin Allah yolcusu oldukları vehmini halka sunuyorlar. Hakikatte ise onlar dini hayatı maddi şekil ve hareketlere bürümüş maddecilerdir; din ve ahiret maddecileridir. Ruhlarını kaybetmiştirler.
Allah yolculuğu mevlithanlıktan, duacılıktan, mukabelecilikten ve kasidecilikten geçmediği gibi kinin, tekfirin, tehdidin ve ruh karartıcılığının da ilahi yolculuğa yoldaşlığı olmaz. Nur arayanlar, her taraftan nurla kuşatılırlar. Etrafta karanlık arayıp taşlama harisleri nuru asla göremeyeceklerdir. Bizim yolumuz, İslamın kaynaklarındaki nurlardan fışkıran ümit ve iman sevdasını aleme ve Allah’ın bütün kullarına ulaştırma yoludur; İslamı insanla birleştiren yoldur. “


0 Yorum